Kelebek etkisi

Kelebek Etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. İsmi, Edward N. Lorenz’in hava durumuyla verdiği örnekten geliyor: Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, Avrupa’da fırtına kopmasına sebep olabilir.

Kelebek etkisi en kısa tanımla, küçük bir durumun beklenmeyen (hesaplanmayan, önceden bilinmeyen, ön görülmeyen) ve kaos boyutlarına ulaşabilen hatta etkinin sürekli artması durumuna verilen addır. Bu kavrama “Kelebek Etkisi” denilmesinin sebebi ise tamamen Edward Norton Lorenz tarafından ortaya atılan “Kaos Teorisi” nin bir çıkarımıdır.

Hayatımızda aldığımız kararlar ve yaptığımız seçimler, geleceğimizi belirler. Bildiğiniz gibi Dünya, bütün canlılığı ve cansızlığı ile birlikte, dinamik bir sistemdir. Kaos Teorisi’ni doğuran hava durumundan (iklimden) tutun da, av-avcı ilişkilerine, Evrim’in kendisine, canlıların sosyal hayatına, su/buhar döngüsüne kadar pek çok sistem tamamen dinamiktir. Hiçbir canlı olduğu gibi kalmaz, sürekli evrimleşir. Doğa, sürekli değişir. Kıtalar sürekli hareket eder. Biz, kısıtlı algılarımızla her şeyin “mükemmel ayarlı” olduğu yanılgısına düşer, etrafımızdaki pek çok şeyin var olduklarından beri sabit ve değişmez olduklarını sanırız. Halbuki, Antik Yunan’da yaşayan Heraklietos’un MÖ. 500′lü yıllarda tespit ettiği gibi, gerçekte, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”.

İnsanın ve doğanın sürekli değiştiği bir dünyada değer yargılarımızın aynı kalması beklenemez. Bugün dün sevmediğimiz pek çok şeyi benimsemiş, varlığını kabul etmiş durumdayız.Bu durum travesti kişler ve toplumlarda azınlıklar için bir türlü geçerli olmuyor nedense.

İlk çağlardan beri insanlık, değişen ve gelişen bir canlı türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir şeyin yoktan var olmadığı gerçeği, her şeyin birbirine bağlı geliştiğini bizlere göstermektedir.

Attığımız hiçbir adımın tam olarak bizi nereye götüreceğini bilemeyiz, yine de ilerlemekten vazgeçmeyiz. Yaşantımız riskler içinde geçerken en doğruyu bulma çabamız da sürer gider. Bazen yaptığımız hatalar bizi doğru yolu çıkarırken, bazen de hatalarımızı tekrarlamaya devam ederiz. İşte kaos teorisi de tam olarak bundan çıkar. Hayat ortalaması bir günle sınırlandırılmış olan bir kelebeğin bile dünya üzerinde çok büyük etkisi oluyorsa, bizler neleri değiştirebiliriz bir düşünün. Sadece etrafımıza bakış açımızı değiştirerek bizden olan ve olmayan herkese kucak açmamız dünyaya barışı getirmeye yetecektir. Oysa biz insanoğlu kendimizden olmayanı, bize benzemeyeni dışlamak, hor görmek kadınla erkek arasında ayrım yapmak, insanları cinsiyetlerine göre ayırmak, hatta anne karnından çift cinsiyetle doğduğu için trans bireyleri, travestileri toplumdan uzaklaştırmak için uğraşıyoruz. Unutmayın aldığınız her karar,attığınız her adım dünyada kaosun egemen olmasına ya da barışın hakim olmasına vesile olacaktır.

Garaj oyunu

Sizlere translarla ilgili Teslimiyet filminin ardından bu kez bir oyundan bahsetmek istiyorum. Oyuncunun sahnede gerçek bir trans gibi rol yaptığı travestileri anladığı harika bir oyun Garaj.

“Birini sevdiğin zaman şehrin nüfusu 1’e iner.”

Yılbaşı gecesi belki o kadar da güzel bir gece değildir… Çok mutlu görünen iki kişi, belki o kadar da mutlu değildir… İstanbul’da bir garaj…İki yabancı… Orkide ve Kahraman… Saatler saniye gibi geçiyor, hepimiz daha da yalnızlaşıyoruz… Ama en azından yılbaşı gecesi herkesin biraz mutlu olmaya hakkı var…

5, 4, 3, 2, 1 !!!!

İyi Seneler  Sevgilim !

Bir yılbaşı gecesi travesti Orkide ve fotoğrafçı Kahraman’ın garajda geçirdikleri bir saati anlatan Garaj oyununu Kemal Hamamcıoğlu kaleme aldı. İpek Bilgin’in yönettiği, Enis Arıkan ve Güven Murat Akpınar’ın rol aldığı Garaj oyunu kasım ayı boyunca pazartesi ve salı akşamları Atölye Craft’ta sahnelenecek.

Anneannesiyle yaşayan, asosyal bir fotoğraf öğrencisi ile bir transın yolu yılbaşı gecesinde kesişir… Özel günlerini mutsuz geçiren insanların oyunu ‘Garaj’, bu karşılaşmayı mümkün kılan tesadüfü kutsuyor ve size bir gülümseme hediye ediyor.

Daha önce ‘Kürklü Merkür’de de bir transı canlandıran Enis Arıkan, bu kez kendi sınırlarını fazlasıyla zorluyor. “Sahnede devleşiyor…” demek bile yetersiz kalıyor oyunculuğu için. Orkide karakterine hayat verirken bu denli gerçeğe yakın olabilmenin sırrını ,  İpek Bilgin’in kendisine olan inancını anlatıyor. “İpek bu rolü sadece benim oynayabileceğime inandığını söylüyordu ısrarla. ‘Tamam.’ dedim ben de. Önceden buna benzer bir iş yaptığım için tereddüt ettim ama sonra metne güvendim ve farklı bir şey çıkaracağıma inandım. Çünkü Orkide bizden, yan sokağımızda yaşayan biri, bunun heyecanına kapıldım. Benim için de çok değerli ve başka Orkide.” Murat Güven Akpınar ise oldukça kötü giden seçmelerin son dakikada gelen sürpriziymiş. Tüm umutlar tükenmişken, herkesin soluğunu kesmiş anlatılanlara göre. Oyunda da sessiz ve çekingen Kahraman karakterine rağmen, Orkide’nin baskın kişiliğinin altında ezilmiyor ve kendini seyirciye de ispatlıyor. Geri dönüşler de oldukça olumluymuş ki başka türlüsü mümkün görünmüyor şimdilik. Oyunculuklar ve rejinin yanında Jesse Gagliardi ve Simone Mannino imzalı dekor, Hakan Oktaş imzalı kostümler, Arıkan’ın annesinin elleriyle Akpınar için ördüğü kazak… Başarıyı getiren tüm detayların iyi insanlara denk gelmekle ilgili olduğunu söylüyor Hamamcıoğlu. “İyi, merhametli ve vicdanlı insanlarla çalıştığın zaman yaptığın şeyin çok kıymetli olduğunu hissediyorsun, mutlu bir şekilde üretiyorsun ve sonuç güzel oluyor.”

Son iki senede artan LGBT içerikli oyunların arasında Arıkan’ın elleri saçlarında Orkide’sinin yerini görebilmek, ezilmeden bir ezik olabilen Akpınar’ı izleyebilmek, yerli yazarlar adına umutlanabilmek ve tabii ki bir İpek Bilgin rejisi izleyebilmek adına ‘Garaj’ın kapısını mutlaka çalın.

 

 

Yaşam koçu

Ünlüleri zayıflatan yaşam koçu haberlerini bu aralar sıkça duymaya başladık.

Gülben Ergen’den Hacı Sabancı’ya kadar birçok ünlüyü zayıflatarak dikkat çeken Şeyda Coşkun her bir müşterisinden aldığı yaklaşık 3 bin euro’luk ücretle dudak uçuklatıyor.  Gençlik ve Spor Bakanlığı bu haberlerin ardından harekete geçti. Diyet ve spor programı uygulatan isimlere yurt dışındaki gibi sıkı denetimler getirmeyi planlayan Bakanlık, konuyla ilgili kanun çıkarmak üzere…

Gençlik ve Spor Bakanlığı; cezai uygulamalar konusunda yasal düzenlemeler yapacak. Kanun çıktığında Şeyda Coşkun başta olmak üzere hiçbir kişi, ilgili federasyondan sertifika almadığı takdirde kimseye spor ve diyet programı uygulatamayacak.

Bu arada Coşkun’la ilgili dedikodular ilginç. Şeyda Coşkun’un müşterilerine gönderdiği yemeklerini, hiçbir eğitimi olmayan iki Moldovya’lı kadına yaptırdığı öne sürüldü. Coşkun’un sıkı diyetleri yüzünden birkaç müşterisinin de sinir sistemlerinin çöktüğü ve sinir krizi geçirdiği de iddialar arasında. Bazı müşteriler ise vücutlarında sarkma olduğu için Şeyda Çoşkun’dan şikayetçi olmuş.

Her bir müşterisi için yaklaşık 3 bin euro alan ve birçok defa da toplu zayıflama programları uygulatan Şeyda Coşkun’un aylık gelirinin ortalama 200 bin lira olduğu tahmin ediliyor. Coşkun, bu kazancının çoğunu lüks araçlar için harcıyor.

Şeyda Coşkun’un aldığı yüklü ücretin vergisini kuruşu kuruşuna devlete ödeyip ödemediği merak konusu oldu. Gazete haberlerini takip eden Maliye Bakanlığı’nın ise bu nedenle Coşkun’u vergi takibine aldığı söyleniyor.

Maliye Bakanlığı vergi kaçakçılığı konusunda oldukça hassas olduğu için sanırım bu konunu peşini kolay kolay bırakmaz. Yaşam koçu olmak için hiçbir eğitim almayan bu insanlar aslında sağlığımızı da tehdit ediyorlar. Özellikle sanatçıların giyimden, kuşama kadar başvurduğu ve milyonlar akıttığı bu kişilerin görevi sizin yerinize düşünmek.

Tabi burada uzman yaşam koçları olduğunu  da bilmemiz gerekir. Bu uzman yaşam koçları danışanlarının hayatına karışmadan onları dinleyerek bir nevi terapi uygularlar. Yaşam koçu, danışanın kendini yeniden şekillendirme sürecinde yol haritası çizer. Danışanını büyük bir ilgi ve dikkatle dinler.

Danışanın elindeki kartları alıp, en iyi şekilde oynamasına, bazen oyunun kurallarını değiştirmesine ya da daha iyi bir oyun kurmasına yardımcı olur.Yaşam koçu, danışanında yeni, güçlü, pozitif duygu ve düşünceler yaratarak onun değişimini destekler.Yaşam koçu, danışanına sorumluluk verir. Danışanını asla yargılamaz, eleştirmez ve zorlamaz. Danışanına daima enerji, güç ve motivasyon sağlar.

Hayatınıza yeniden bir şekil vermek istiyorsanız  siz de konusunda uzman olan bir yaşam koçu ile çalışabilirsiniz.  Toplumda gereken saygıyı görmeyen bir grup travesti kendilerine yeni bir yol çizmek için başvurdukları yaşam koçları sayesinde toplum da kendilerine yeni bir yer edinmeyi başarmışlar kendilerini topluma anlatmakta zorluk çeken bu insanlar kadın olmanın zor yanlarını bu şekilde atlattıklarını açıklıyorlar. Normal bir insanın bile bazen kendisini dinleyen ve sorgulamayan bir insana ihtiyacı olurken zor bir hayat yaşayan ve yaşadıkları hayatı kabul ettirmeye çalışan travestilerin bu gayretini alkışlamak istiyorum. Yolunuz açık olsun.

 

Doğanın mucizesi kayısı yağı

Özellikle kış aylarında karşılaştığımız en büyük sorun cilt kuruluğudur. Güneşten uzak kalan bölgelerde kurumalar ve dökülmeler meydana gelir. Cilt kuruluğu için eczanelerde satılan ilaçlara fazla para vermek yerine kayısı ile bu dertten kurtulabilirsiniz.

Kayısının etli kısmı evde hazırlanan pek çok doğal cilt maskesinde kullanılabilir, ancak kayısıdan elde edilen ve cilt bakımında kullanılan esas faydalı ürün, kayısının kurutulmuş çekirdeğinden elde edilen yağdır. Kayısı çekirdeği yağı yüksek C vitamini içeriğiyle cildinizi yağlanmadan yumuşatır ve güneşten yıpranan cildi kısa sürede eski parlaklığına kavuşturur.

Tek başına kullanıldığında akneler üzerinde kurutucu etki yapan ve yüz temizliği için de kullanılabilen bu yağın yağ asidi oranı bakımından ideal düzeyde olması ve zengin içeriği cilt üzerinde çeşitli olumlu etkiler yapıyor. Kayısı çekirdeği yağı kuru cilt yapısına sahip olanları erken yaşlanmaktan korurken yağlı ciltler üzerinde de düzenleyici etki yapar.

Aktarlarda kolayca bulabileceğiniz kayısı çekirdeği yağı ile hem kuru ciltten, hem de selülitlerden kurtulmak mümkün. Selülitli bölgeye haftada bir kere uygulanan kayısı çekirdeği yağı ile farkı kısa zamanda görebilirsiniz.

Doğa insanlara  verilmiş en güzel nimettir, her hastalığın  çaresi doğada bulunurken sık sık doktorlara başvurmak yerine doğal sağlık ürünleri satan aktarları ziyaret etmeniz yeterli olacakatır.

Kayısı çekirdeği yağının  kuru ciltliler için  her akşam, karma ve yağlı ciltliler için haftada iki kez  kullanılmasını tavsiye ederim. Kayısı çekirdeği yağı cildi nemlendirme, besleme, yumuşatma,  var olan kırışıklıkları geciktirme yeni kırışıklıkları önleme, güneşe karşı koruma sağlama, kaşıntılı cilt hastalıklarına iyi gelme, cilde elastikiyet kazandırma, cilt lekelerini yok etme, cilt yıpranmalarını önleme ve ışıl ışıl ışıldayan, sağlıklı görünümlü bir cilt sağlamak amacıyla kullanılır.

Hafta sonları kendim için yaptığım en güzel iş doğal ürünler satan dükkanları gezmek oluyor. Güzelliğini korumak ya da daha güzel görünmek için size tavsiyem  doğal olandan vazgeçmemeniz.

Özellikle erkekler pantolon ve uzun kollu gömlekler yüzünden, cilt kuruluğu ile daha çok karşılaşırlar. Fakat nedense bunu önemsemez ve ben kadın mıyım da güzelleşiyim” diye bu ürünleri kullanmaktan kaçınırlar.   Saçları çabuk dökülen erken yaşta kel kalan erkeklere kayısı çekirdeği yağını saçları için de kullanmaları gerektiğini söyleyebilirim.

Yaptığım araştırmalar sonucu insanın kendine önem vermesinin,karşı tarafa verdiği önemi gösterdiğini kanıtladım. Etrafta bakımlı erkekler varken neden kadınlar bakımsız erkeleri tercih etsin bir düşünün…

Kayısı yağını ciltlerinde kullanan travesti kadınların erkeklikten gelen ,  kuru cilt problemini aştığını  gözlerimle görmesem inanmazdım. Kendilerine normal bir kadından daha çok bakım gösteren ve erkeği için güzel görünmeye çalışan travestilerin ilk durağının doğal ürünler satılan marketler olduğunu biliyor muydunuz? Önce kendimiz sonra da sevdiğimiz insanlar için kendimize önem vermeliyiz. Güzellik sırlarını kitap yazarak anlatan mankenlerin ne kullandığını düşünüyordunuz?

Amnezi nedir?

Amnezi, hafıza kaybı demektir. Özellikle de sözcüklerin temsil ettiği fikirleri tanıma ve anımsama yeteneğinin kaybolmasıdır.

Amnezinin belirtileri çeşitli ve değişiktir. Yakın geçmişi unutma biçiminde ortaya çıkan amnezi ağır bir şokun veya travmanın hemen ardından uğranan hafıza kaybıdır.Bireyin bazı olayları unutmasını sağlayan telkin tekniğidir ve bilince çıktığı zaman bastırılmış gerginliğin açığa çıkmasına yol açan travmatik anılarla mücadelede yararlı olabilir. Erickson’un en beğendiği tekniklerden biri olan dikkati dağıtma sayesinde amnezi kolaylaştırılabilir. Birey konsültasyona geldiği zaman hava trafiği konusunda sohbet eder ve belki de kişi sandalyeye otururken veya anahtar sözcüğe geçerken önceden yavaşça trans kurgusuna geçerdi. Kişi transtan çıktıktan sonra sanki hiç ara verilmemiş gibi hava trafiği sohbetine dönerdi. Derin transa girmemiş olan kişiler, kendilerine “Hipnoz seansında olup bitenleri hatırlamama” telkini verilse bile sonradan tüm olup bitenleri hatırlayabilirler. Fakat orta derinlikte hipnotik transa giren kişilere “Hipnoz sırasında olanları sonradan hatırlayamama” telkini verilecek olursa, bunlardan pek çoğu uyandıklarında seansta olup bitenleri hatırlayamazlar. Derin transa giren kişilere ise “Unutma” veya “Hatırlamama” ile ilgili herhangi bir telkin verilmese bile genellikle trans esnasında olup bitenleri sonradan hatırlayamazlar.

Bunun dışında derin transtaki kişilere verilecek telkinlerle annesinin, babasının hatta kendi adının bile unutturulması mümkündür. Bu ‘Unutturma’ telkininin tesiri bazen birkaç gün bazen de daha uzun süre devam edebilir. Eğer üst üste birkaç seans yapılarak telkin tekrar edilecek olursa o zaman telkinin etkisi daha uzun süreli olabilmektedir.

Amnezinin ortaya çıkmasındaki en büyük neden kişinin unutmak istediği bir olay yaşamasıdır. Örneğin küçük yaşta cinsel tacize uğrayan ya da çok üzücü bir olaya şahit olan insanlar bu olayı hatırlamamak için belleklerini sıfırlama yoluna giderler.

Çoğunlukla çocuk yaşlarda yaşanılan içinden çıkılması zor durumları etrafımızdaki büyüklere anlatamadığımızda unutma yoluna başvururuz. Fakat bu çöküntü zamanı geldiğinde bir şekilde ortaya çıkar ve kişiyi hiç olmadığı biri yapar, seri katillerin geçmişine bakıldığında çocukluk döneminde yaşadıkları bir travmanın gün yüzüne çıkması sonucu intikam duygusu ile hareket ettiklerini göstermiştir.

Özellikle çocuklara uygulanan cinsel tacizler onların ilerideki hayatlarını tamamen olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukken bir akrabası tarafından tecavüze uğrayan bir erkek çocuk ergenlik çağına geldiğinde önce cinsel tercihini değiştirmiş travesti olarak yaşamaya başlamış sonrasında geçirdiği ağır çocukluk travmasıyla  akrabasını öldürmüştür. Unutmayın  kötü olayların unutulması değil alt beyine gönderilerek bastırılması söz konusudur. Başınıza gelen travmaları özellikle bir psikolog ya da aileden güvendiğiniz biriyle paylaşırsanız sağlıklı bir birey olma yolunda adım atabilirsiniz.

 

Trans erkekler

Trans erkek kavramını ilk olarak ünlü oyuncu Rüzgar Alkoçlar’ın erkek olması haberiyle öğrendik. Oysa Türkiye’de 1000’in üzerinde trans erkek olduğu biliniyor. Kendilerini travesti kadınlara nazaran daha iyi saklayan bu erkekler sokakta erkek kıyafetiyle normal bir erkekten ayırt edilmediği için farkına varılması biraz zor oluyor.

Örneğin benim gençlik yıllarımda takıldığım bir disco salonuna her gün gelen ve kızlarla dans eden onlara kur yapan yakışıklı bir erkek vardı. Kızların bu erkekle çıkmak için can attığı dönemde aslında bu kişinin bir kız olduğunu öğrenmiş ve çok şaşırmıştık.

Hatta bazı kızlar bu olayı öğrendikten sonra bile o kızla ilgilenmeye devam etmiş ne olmuş kızsa o benim hayatımda gördüğüm en yakışıklı trans diyerek ilişkilerini devam ettirmişlerdi.

Tıpkı Rüzgarın hayran kitlesinin durumunu açıklamasından sonra artması gibi, trans erkeklerin çekiciliği yadsınamaz bir gerçek, Tamamen testosteronun fizyolojik etkileri sebebiyle, çoğu trans kadının aksine trans erkekler açık transseksüel kimlikleriyle yaşamayı yani görünür olup olmamayı tercih etme lüksüne sahipler. O yüzden çok az trans erkek kendini açığa vurarak öyle yıpratıcı bir hayatı gönüllü kabul ediyor. Çoğu aileyi, kendilerini korumak için gizleniyor.

Cinsiyet kimliği cinsel organda veya hormon seviyesinde değil, beyindedir. Yani siz kendini trans hisseden bir erkeği kız gibi yetiştirmek için elinizden geleni yapsanız da düşünce de bir fark yaratamazsınız. Aynı şey erkek olarak dünyaya gelmiş kız çocukları için de geçerlidir. Beyinde biten bu olayda tıp çaresizdir. Fiziksel olarak değişen bedenin ruhsal olarak farklı kalması sonucu pek çok trans genç zor durumda kalmıştır. Örneğin gögüsleri büyüyen bir kız çocuğu ruhunda erkek olduğunu hissettiği için bu durum karşısında ne yapacağını bilemez. Aynı şekilde belli bir yaş geldiğinde gögüs kılları çıkan, sesi kalınlaşan bir trans erkek kendini kadın olarak hissetmekten vazgeçemez.

İnsanların anlaması gereken trans olmanın bedenle değil ruhla ilgili olduğudur.

Kadınlar kilolarından şikayetçi

Fazla kilolarımız biz kadınların moralini bozan bir durumdur. Yemeye içmeye düşkünlüğümüz yüzünden hiç durmadan kilo almaya devam ederken spor yapmayı zamansızlık yüzünden ihmal ediyoruz.

Oysa günde 10 000 adım atarak yani sadece yürüyerek fit kalmak elimizde, her gün olmasa bile haftanın 4 günü  yürüyerek istediğimiz elbiselerin içine girebiliriz.  Üstelik bunun için pahalı spor salonlarına ihtiyacımız yok bir kaldırım kenarı bile bunu yapmamız için yeterli.

Obezite maalesef evden çıkmayan, günlük aktivite yapmayan herkesin en büyük derdi, erkeklerin çok fazla kafa yormadığı şişmanlık sorunu her zaman karşısındakine  iyi görünmek isteyen kadınların en büyük sorunu hale gelmiş durumdadır.

Bir mağazaya girip üstümüze olmayan elbiselerle boğuşurken hemen orada karar verdiğimiz az yemek yeme, diyet yapma arzumuz bir tabak tatlı karşısında çöpe atılır. Boğazımıza hakim olamayız, o zaman yiyerek kilo vermenin yollarını ararız.

Boğazına hakim olamayanların yapması gereken iş  aslında çok basit at kendini sokağa yürü hiçbir şey düşünmeden bir ay sonra nasıl da kilo verdiğine kendin bile inanamayacaksın. Adım sayar yardımıyla attığın her adımı sayabilirsin. Eğer adım sayarın yoksa dakikada kaç adım attığını hesaplayarak , örneğin dakikada 30 adım atıyorsan bir saatte 1800 adım atıyorsun demektir. Bu kadar basit bir yolla kilo vermeye hazır mısınız?

Boş verin ünlülerin milyonlar akıttığı yaşam koçlarını siz kendi kendinizin yaşam koçu olabilirsiniz. Kendini seven her kadın, ya da kadın olduğunu kabul ettiğimiz travestiler haydi sokağa marş marş, sadece yürüyerek kilo verelim ve en güzel elbiselerin içinde bir kuğu gibi süzülelim.

Her zaman güzel görünmek için öyle markalı şeylere de ihtiyacımız yok pazardan alacağımız bir jeanle bile harika görünebiliriz.

 

Arefe

Bayramdan önceki son güne arefe denir.

Arefe günü bir telaşla yataklarından kalkanlar gece yarısına kadar bir telaş içinde çalışır sırf bayram günü misafirlerine güzel yemekler sunmak için baklavalar, börekler açılır.

Ev baştan sona temizlenir neredeyse her camda bir kadın camları ovar durur. Halılar yıkanır kapı önlerinde, koltuklar silinir, dip köşe temizlik yapılır.

Sabah ezanı ile birlikte bayram namazı için yola dökülen erkekler gururla girer camilere, küçük çocuklar cami ile tanıştıkları bu bayram sabahın da  koşa koşa gelirler eve, büyüklerin ellerini öpüp harçlık ve verilen mendiller, şekerler büyükçe bir torbaya doldurulur. Sonra mahallede çalmadık kapı bırakılmaz. Herkes komşudur, birbirini tanıyan ve seven mahallelerde yaşanan bu bayramların tadına doyum olmaz.

Nerde o eski bayramlar der gibi oldunuz değil mi? Haklısınız şimdi dört duvar arasında , çalınmayan kapıların arkasında bir başına bir bayram sabahına uyananlar için başta anlattıklarım çoktan tarih oldu.

Ben en çok kimsesizler üzülürüm bayramlarda ne elini öpecek bir yakını ne de harçlık verecek bir komşusu olmayan yapayalnız insanlar. Huzurevlerinde pencerelerinden dışarı bir umut bakan anneler, babalar evlatlarının hasretiyle yanıp tutuşanlar bayram gelmiş neyime diye hayıflanırken,  bu bayram  evinizde yalnız başınıza oturacağınıza neden onları sevindirmeyelim.

Ayrıca çok da sevabı olan kimsesizleri mutlu etmek, bu bayram bizim elimizde hazırlayın şekerleri çikolataları çantanıza bir parça da insan sevgisi alın çalın yaşlılarımızın kapısını onlarla vakit geçirmek sizi biraz çocukluğuna götürecek güzel anıları canlandıracak ruhunuzda bu fırsatı kaçırmayın derim

İstanbul’dan gelen bir grup travesti arkadaşımla birlikte biz hangi huzurevine gideceğimizi bile kararlaştırdık. Oradan da bir çocuk esirgeme kurumuna gitmek istiyoruz. Bu bayramı bayram gibi kutlamak için bize katılmaz mısınız?

Dünyanın En Büyük Hayvanı

Dünyada yaşamış en büyük hayvan dinazor diye düşünebilirsiniz. Oysa yapılan araştırmalar dünyanın en büyük hayvanının sularda yaşadığını ortaya koymuştur. Bu yazıyı travesti sitesi adına sizler için araştırdım.

Okyanuslarda yaşayan bu hayvan mavi balinalardır. Yetişkin bir mavi balinanın uzunluğu kuyruk kısmından baş kısma kadar yaklaşık 23 metre ila 30,5 metre arası değişmektedir. Ağırlığı ise yaklaşık 150 tondur. Bu balinaların uzunluğu 8-10 katlı bir binanın uzunluğuna ve ağırlığı da 112 tane yetişkin erkek zürafanın ağırlığına denk gelmektedir.

Nesli tükenmek üzere olan mavi balinalar en büyük memeli hayvanlar sıralamasında da ilk sırada yer alırlar. Oysa bize sorsalar biz en büyük memelinin annelerimiz olduğunu söyleriz. Annelerimize duyduğumuz sevgi ve saygı onları bizim için dünyanın en büyükleri yapar.

Dünyanın en küçük hayvanlarının böcekler olduğunu söylersek de yanlış olur. Madagaskar’da yaşayan bir bukalemun türünün boyutları inanmayacaksınız ama tırnağımız kadar neden bu kadar küçüldükleri bilinmeyen bu hayvanlar renk değiştirme konusunda da uzmanlar oysa yine bize sorsalar en çabuk rengi insanların değiştirdiğini söylerdik.

Utandığımızda kızarıp bozaran, hastalandığında sararıp solan biz insanlar yeri geldiğinde neşeden yeşillenip, yeri geldiğinde üzüntüden kararırız.

İnsanların her durum ve şarta uyması yaradılışın bir ürünüdür. Hayvanlarda olmayan düşünce yeteneği biz insanları dünyada üstün kılarken, kendimizi dünyanın hakimi sanmamıza neden olur. Zaten dünyada yaratılmış her canlı da insan için değil midir?

Bizlere rızk olsun diye yaratılan deniz canlıları, bitkiler ve kara canlıları vardır.

İlk çağlarda avlanmayı öğrenen insan nesli toprağı ekmeyi öğrendiği güne kadar bu canlıları avlayarak hayatta kalmışlardır.

Oysa ekmek yapmayı öğrendiğimiz gün hayvanlarla beslenmekten de vazgeçmedik. Et insan için vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Bazı insanlar vejeteryan olduklarını et yemediklerini söyleseler de hayvansal gıda olan süt, peynir, tereyağdan vazgeçemezler sağlıklı yaşamak için bize verilen bütün nimetlerden yeteri kadar almamız gereklidir. Vejeteryan olduğunu söyleyen travesti bir arkadaşımla yemeğe çıktığımızda onun sadece salata yemesi bana çok garip geldi. Karnının yeteri kadar doymadığını düşündüğüm et yemeyenler her geçen gün artarken ben etsiz olmaz diyenlerdenim.

 

Renkler

 Gözümüzle baktığımda etrafımızda değişik renkler görürüz. Işığın kırılması ile oluşan bu renklere bazen bir anlam yüklemek hoşumuza giderken. Bazen bize sadece kuralları anlatırlar. Trafikte kırmızı dur demek sarı hazırlan yeşil ise geç oysa doğada yeşil özgürlük simgesidir.

Kırmızı şehvet duygularını harekete geçirir, mavi sonsuz bir dinginlik, deniz kıyısında mavi ve yeşili bir arada bulursak keyfimize diyecek olmaz. Beyaz saflığın rengidir, Siyah ise karanlığın tombul kadınların vazgeçilmezi olan siyah giysiler karamsarlığa iterken bizi mor bir şalla süsleriz elbisemizi,  siyah bazen de hüznün rengi oluverir. Üzgün olduğumuzda siyahı tercih ederken neşeli günlerimizde cıvıl cıvıl sarılar, pembeler, fuşyalar tercihimiz olur.

Eskiden insanlar renklerin dilini kullanarak şarkılar, şiirler yazmış sevdiklerine sarı çiçekler yollayıp sevdiklerine senin için sararıp soldum demişler kırmızı güller aşkın simgesi, beyaz güller saf duyguların simgesi olmuş.

Mevsimleri bile renklerle anlatır olmuşuz sarı sonbahar, yeşil ilkbahar, beyaz kış, kırmızı ise yaz mevsimi olmuş.

“İlkbahar yaz mevsim mevsim

birkaç mektup birkaç isim

unutulmaz unutulmaz”

sözleri bestecisinin ağzından dökülüvermiş.

Evlerimizi boyarken bile renklerin gizli anlamlarından yararlanırız. Kimse yatak odasını siyaha boyamazken, enerji veren renkleri seçeriz odalarımızın renkleri için şimdilerde çiçek renkleri moda oldu. Çocukluğumda ev boyamak deyince aklıma hep evimizin penceresinde renk renk açan camgöbeği çiçeğinin renklerini arardım şimdi ise begonya renkleri arıyorum.

Ruh halimizin aynası olan renkleri en iyi moda tasarımcıları kullanır. Her yıl değişen kreasyonlarında renkleri öylesine güzel uydururlar ki, iki zıt renk modacının elinde bir şah esere dönüşür.

Erkeklerin dikkatini çekmek isteyen biz kadınlar moda takibinden geri kalamayız. Ben modayı takip ederken kendime yakışanı her zaman ön planda tutarım. Oysa sokakta gördüğüm bazı kadınların sırf moda diye giydikleri şeyler onları bazen komik durumlara düşürürler.

Kadınların ve kendini kadın gibi hisseden travestilerin renklerle imtihanında doğuştan kadın olanların değil de kendini kadın hissedenlerin daha başarılı olduklarını gözlemledim. Moda tasarımcısı Nur Yerlitaş’ın Bülent Ersoy’a diktiği elbiselerin renk uyumuna hayran olmamak mümkün değil, hani yakınım olsa telefon açıp soracağım kuzum bu kadar güzel renkleri nerden buluyorsunuz. Demek ki kadınlık doğuştan değil, yürekten gelen bir duygu ve bazı kadınlara nasip olmuyor.