Mutluluk diyeti

Dengeli beslenme adı altında bir sürü diyet tarifleri piyasada dolaşırken, ben de herkes gibi pazartesi başlayıp Salı bitirdiğim bir çok diyetin önerilerini yerine getirdim.

Diyet yapmanın bir insanı ne kadar mutsuz edebildiğini de bu sayede öğrendim. Dünyaya bir kere geliyoruz bir de istediğimiz yiyecekleri yiyememenin sıkıntısını çekiyoruz.

Yok yağdan uzak dur, yok şeker den derken şekerimin yükseldiği çok an yaşadım. Bu durumlar karşısında çantamda taşıdığım bir çikolata her zaman vardır. Çikolata üzerine yaptığım bazı araştırmalar benim gözümde çikolatayı aklarken, diyetisyenler için hala zararlı yiyecekler listesinde olması beni çıldırtıyor. Birlikte diyetisyene gittiğim travesti bir arkadaşım çok sevdiği bir kuruyemiş olan fıstık diyetisyen tarafından yasaklanınca dayanamayıp birlikte vurduk kapıyı çıktık.

Kendimize bir diyet listesi hazırlamaya karar verdik ve sağlıklı yiyecekler kafasından çıkıp mutlu eden yiyeceklere yöneldik. Bizim listede birinci sırayı fıstıklı çikolata alırken, ikinci sırayı muz aldı. Bu yiyeceklerin insanı mutlu eden bir hormon salgıladığını okuduğumuzda işte dedik tam da aradığımız ürünler ayrıca muz, çilek gibi meyvelerin pek çok vitamin ve mineral bakımından da zengin olduğunu belirtmeliyim. Mutluluk hormonu olan seratonin ayrıca; Karnabahar, patates, brokoli, ton balığı, kuru fasulye, mercimek, yoğurt, yumurta, mango, greyfurt, kiraz, kivi, enginar, domates ve keten tohumun da da bolca mevcut. Kendimize hayatı zehir etmek yerine hem sağlıklı hem mutlu olmanın yolu bu yiyeceklerden geçiyor.

Sizlere diyetisyenlerin listesinde olmayan ama günlük mutlaka tüketilmesi gereken bir diğer yiyeceğin karbonhidratlar yani ekmek, makarna olduğunu söylemek isterim. Ekmeği yasaklayan bir çok diyet karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlığı olan bizim millete göre değil, biz ekmek yemeden doymadan bir toplumuz, şöyle bol salçalı bir spagetti de benim olmazsa olmazlarımdandır.

Depresyon geçirmeden yaşamak istiyorsanız bu yukarıda saydığım yiyeceklerin yanına mutlaka yeşil sebzeleri de eklemeniz gerekiyor. Bir tabak ıspanak üzerine bolca yoğurt dökerek yiyebilirsiniz.

Sabahları dinç olmak için travesti bir arkadaşımın uyguladığı brokolili meyve suyu da size bütün gün gereken enerjiyi kazanmanıza yardımcı olacaktır. Her zaman insanlar için yaratılmış her şeyi tüketmenin doğru olduğuna inanırım. Tabi dozajında yemek şartıyla, bir insanın alması gereken kalori günlük ortalama 2 bin civarındadır ve sadece yeşillik yiyerek bunu sağlayamayız. Benim bu satırlarda yazdıklarımın tıbbi bir açıklaması olmadığı için illa böyle yapın diyemem sizlere herkes kendisi için en doğru olanı seçebilecek bilgiye sahiptir. Benim yazdıklarım sadece tavsiyedir. Sağlıklı kalın, güzel günler dilerim.

 

Kekik

Bir çok yemeğin ve içeceğinin vazgeçilmez baharatı olan kekik, ülkemizde yetiştiği yerler bakımından zengindir. özellikle et yemeklerinin tadına tat katan kekik, zengin aroması ve tadıyla çok beğenilen bir baharattır. Kekiğin içeriğindeki önemli etken maddesi olan eterli uçucu yağlar kana karışıp, bronşiyal kasları etkileyerek, krampları iyileştirir. Aynı zamanda kekiğin pek çok faydası bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; İştah açıcıdır, gaz ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir aç karnına içildiğinde yağları eriterek zayıflamaya yardımcı olur. Aynı zamanda güçlü bir afrodizyak olan kekiğin yerinde ve dozunda kullanılması gerekir.

Afrodizyak kişinin Cinsel bakımdan uyarılmasını sağlayan,madde,yağ,besin,ilaç ve bitkilerin ortak olarak isimlendirilmiş haline denir.Cinsel isteğin uyarılmasına yarayan afrodizyak yunan tanrıçası olarak bilinen Afrodit’ten günümüze kadar gelmiştir. Eczanelerde çok pahalı satılan afrodizyak ilaçlar yerine doğal kekik kullanmak cinsel sorunlarınıza çare bulmanıza yardımcı olacaktır. Sizler bir travesti arkadaşın paylaştığı kekik suyu tarifini vermek istiyorum. Bu tarifi düzenli kullanarak güzel ve zinde kalabilirsiniz.

1-2 tutam taze kekik, 2-3 adet domates, 1 adet limonun suyu katı meyve sıkacağından geçirilerek yemeklerin yanında tüketilebilir. Romatizma rahatsızlığı olanlarda aktarlarda bulabilecekleri kekik yağı ile ağrıyan yerlerini ovarak acılarından kurtulabilirler. kekiği banyo suyuna ekleyerek de kullanabilirsiniz. Süt banyosu ile meşhur Kleopatra, kekik banyosunu bilseydi eminim bir daha süt banyosu yapmazdı. Banyosunda küveti olmayan bir travesti kekik yağlı banyo sabunlarının aynı işi gördüğünü deneyerek teyit etti.

hamile kadınların hamileliklerinin ilk aylarında mide bulantısından muzdarip olduğu bilinen bir gerçektir, onlara da mide bulantılarının çözümü için kekik suyunu tavsiye ediyorum. Toros dağlarından toplanan kekik özelikle hazımsızlık çeken, yedikleri yüzünden rahatsız olanlar için bire birdir. kekik gibi başka ıtırlı bitkileri de kullanabilirsiniz mesela nane de taze yendiğinde tıpkı kekik gibi etkili olmaktadır. Ayrıca nane daha kolay bulunan ve her yerde yetişen bir bitkidir. Sizlerde balkonunuza koyacağınız birkaç saksı naneden yeteri kadar ürün alabilirsiniz. Evinde saksılar içinde fesleğen, nane, kekik yetiştiren travesti bir arkadaş üçünü karıştırarak çay yapıp içerek kısa zamanda fazla kilolarından ve sivilcelerinden kurtulmuştur. Sizler de bu şekilde kendi yetiştirdiğiniz bitkilerden faydalanabilirsiniz. Sağlıcakla kalın.

Cam Tavan Sendromu

Bazen hayat bizlere yapmamamız gereken şeyleri acı tecrübelerle öğretir ve biz bir daha acı yaşamamak için bazı şeyleri yapmaktan vazgeçeriz.

Sirklere gitmişseniz, hayvanların bakıcısının bütün dediklerini harfiyen yerine getirdiğini görüp, bu duruma şaşırırsınız. Benim çocukluğumda da mahallemize ayı oynatan amcalar gelir ve koca hayvanlar biz küçücük insanların karşısında şekilden şekile girip, yatar yuvarlanırlardı.

Çocukken anlayamadığım bu durumu ileriki yaşlarda psikolojik kitaplar okuyarak cevapladım. Bilim adamları bir cam fanusun içine koydukları pireleri, alttan ısıtmaya başlıyorlar zeminin ısınmasıyla zıplamaları ile meşhur pireler sıcaktan kurtulmak için zıplamaya başlıyorlar. Fakat her zıpladıklarında kafalarını cam fanusa çarparak hızla yere düşüyorlar. Bu deneyde ısınan zeminle birlikte sadece cam fanusun yüksekliği kadar zıplayabilen pireler bir süre sonra cam fanustan çıkarılıp, normal bir yere konuluyorlar, deneyin devamında zemini ısıtılan yerde pirelerin üstlerinde bir cam olmadığı halde cam fanusun yüksekliği kadar zıpladığı görülüyor. İnsanlarda öğrenilmiş çaresizlikler sonucu hayallerinden, ideallerinden işte bu olumsuz koşullar yüzünden vazgeçiyorlar. Bu duruma bilimde cam fanus sendromu adı verilmiş.

Geçenlerde travesti bir arkadaş yıllar önce bir ders kitabında okuduğu pavlov adlı bilim adamının köpekler üzerinde yaptığı deneyi anlattı. Hemen hemen yaşananlar birbirine benzerlik gösteriyordu. Her zil çaldığında yemek yiyebilen köpekler bir süre sonra zil çaldığında ortada yemek olmasa bile istenilen noktaya gelip havlıyorlar.

Sirklerde de hayvanlar işte bu şekilde eğitiliyorlar. Hayvanların acizliğinden yararlanılan sirklere gitmeyi bu yüzden tercih etmem bence hayvan doğal ortamında, olması gereken yerde izlenmelidir.

İnsanlarda da işe yarayan bu sendromlar sayesinde öğrenilmiş çaresizlikle işinin istemediği şeyler yaptırılıyor. Hayatın bize dayattığı cam tavanları aşmak için canımızın acıması gerekse de denemekten asla vazgeçmemeliyiz.

İstanbul’da yaşayan bir grup travesti mahalle baskısından kurtulmak için, yaşadıkları onca eziyet ve aşağılanmaya rağmen oturdukları mahalleyi terk etmeyerek bütün zorluklara göğüs germişler ve sonunda verdikleri mücadeleyi  kazanarak mahalleli arasında kendilerini kabul ettirmişlerdir.

Daha ilk zorlukta taşınsalardı, gittikleri her yerde saklanarak yaşamak zorunda kalabilirlerdi. Hayat size ne kadar acımasız davranırsa davransın unutmayın mutlaka yolunuzda bir ışık parlayacaktır.

 

Ayakkabı alırken dikkat!

 Ayakkabı kadını en güzel aksesuarıdır. O nedenle kadınlar bir çift ayakkabı yerine onlarca çift ayakkabı edinirler yine de kadınların gözüne ayakkabı sayıları az görünür.

Ayakkabı alırken sadece dış güzelliğine bakıp alıyorsak yanlış bir davranış sergileriz. Gün boyunca ayağımızdan çıkmayacak ayakkabıların özenle seçilmiş olması gerekir.

Son günlerde ortaya atılan zehirli ayakkabılar kavramından sonra evdeki bütün ayakkabılarımı kontrol etmek zorunda kaldım. İçerisinde zararlı madde olup olmadığını gözle anlamak mümkün olmadığı için de boşuna bir çaba harcadığımı anladım. Yakında travesti ayakkabı var derlerse şaşırmayın giyince travesti oluyorsunuz falan, neyse şaka bir yana konumuza dönelim.

Ayağımızı sıkmayan , hava alabilen, sağlıklı bir ayakkabı ucuz ya da pahalı olsun en doğru seçim olacaktır. Sırf daha güzel görünmek uğruna kalitesine bakılmadan alınan ayakkabılar yüzünden ayağımız kangren bile olabilir. Bir de bazı ayakkabılar ayaklarımız aşırı derecede kokuturlar. Ayağımızın içinde terlediği bir ayakkabının sağlıklı olduğu söylenemez.

Ayakkabı almak için en uygun saat öğleden sonradır çünkü sabah ve akşam saatlerinde ayaklarımızda ödem oluşabileceğinden yanlış bir numara ayakkabı alabiliriz. Ayakkabının ön ve arka kısmının esnek olması da önemlidir. Bol süslü cancanlı ayakkabılar yerine sade ve kullanışlı ayakkabılar tercih edilmelidir.

Güvenilirliğinden emin olduğunuz markaları, yerli veya yabancı alabilirsiniz. Ayakkabının fiyatı pahalı diye size daha fazla konfor sağlayacağını düşünüyorsanız yanılırsınız.

Kışlık ayakkabı alırken yaşadığınız yerin hava koşullarını dikkate almak da yarar vardır. Mesela çok yağmur yağan bir bölgede oturuyorsanız süet ve nubuk gibi ayakkabılar su çekeceğinden ayağınızı  sürekli ıslak tutarlar çok sıcak bir iklimde de deri ayakkabılar ayağınızı terletir.

Yaz mevsimlerinde kösele taban ayakkabı, kış mevsiminde ise kauçuk taban ayakkabı ile rahat edersiniz.

Unutmayın ayaklarımız bedenimizin tüm yükünü taşıyan ve bizi ayakta tutmayı sağlayan organımızdır. Ayaklarımızı akşam eve geldikten sonra tuzlu suda bir süre bekletmeli ve iyice kurulamalıyız. Çoraplarımızı giymeden önce içine biraz pudra dökerek ayak kokmasını engelleyebiliriz. En önemlisi de mantar ve hastalıklardan korunmak için asla başkasının ayakkabı ve terliklerini giymemeliyiz. Bir travesti arkadaş çantasında taşıdığı terlikleri her yere götürür ve mutlaka kendi terliklerini giyerdi. Eski kadınların da bunu yaptığını görmüşsünüzdür hakkınızda ne deneceğini umursamadan sağlığınız için yedek temiz ayakkabı ya da terlik taşıyarak  ayaklarınızı koruyabilirsiniz.

Lütfen ayakkabı diyerek geçmeyin, kalitesine güvenilir, sağlıklı malzemeden yapılmış, hava alabilen ve en önemlisi ayağınıza tam oturan ayakkabıları tercih edin.

Sahip olduğumuz her organ bizim için önemlidir, özellikle ayaklarımız özel bir ilgiyi hak ediyor. Sağlıcakla kalın.

 

Kelebek etkisi

Kelebek Etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. İsmi, Edward N. Lorenz’in hava durumuyla verdiği örnekten geliyor: Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, Avrupa’da fırtına kopmasına sebep olabilir.

Kelebek etkisi en kısa tanımla, küçük bir durumun beklenmeyen (hesaplanmayan, önceden bilinmeyen, ön görülmeyen) ve kaos boyutlarına ulaşabilen hatta etkinin sürekli artması durumuna verilen addır. Bu kavrama “Kelebek Etkisi” denilmesinin sebebi ise tamamen Edward Norton Lorenz tarafından ortaya atılan “Kaos Teorisi” nin bir çıkarımıdır.

Hayatımızda aldığımız kararlar ve yaptığımız seçimler, geleceğimizi belirler. Bildiğiniz gibi Dünya, bütün canlılığı ve cansızlığı ile birlikte, dinamik bir sistemdir. Kaos Teorisi’ni doğuran hava durumundan (iklimden) tutun da, av-avcı ilişkilerine, Evrim’in kendisine, canlıların sosyal hayatına, su/buhar döngüsüne kadar pek çok sistem tamamen dinamiktir. Hiçbir canlı olduğu gibi kalmaz, sürekli evrimleşir. Doğa, sürekli değişir. Kıtalar sürekli hareket eder. Biz, kısıtlı algılarımızla her şeyin “mükemmel ayarlı” olduğu yanılgısına düşer, etrafımızdaki pek çok şeyin var olduklarından beri sabit ve değişmez olduklarını sanırız. Halbuki, Antik Yunan’da yaşayan Heraklietos’un MÖ. 500′lü yıllarda tespit ettiği gibi, gerçekte, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”.

İnsanın ve doğanın sürekli değiştiği bir dünyada değer yargılarımızın aynı kalması beklenemez. Bugün dün sevmediğimiz pek çok şeyi benimsemiş, varlığını kabul etmiş durumdayız.Bu durum travesti kişler ve toplumlarda azınlıklar için bir türlü geçerli olmuyor nedense.

İlk çağlardan beri insanlık, değişen ve gelişen bir canlı türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir şeyin yoktan var olmadığı gerçeği, her şeyin birbirine bağlı geliştiğini bizlere göstermektedir.

Attığımız hiçbir adımın tam olarak bizi nereye götüreceğini bilemeyiz, yine de ilerlemekten vazgeçmeyiz. Yaşantımız riskler içinde geçerken en doğruyu bulma çabamız da sürer gider. Bazen yaptığımız hatalar bizi doğru yolu çıkarırken, bazen de hatalarımızı tekrarlamaya devam ederiz. İşte kaos teorisi de tam olarak bundan çıkar. Hayat ortalaması bir günle sınırlandırılmış olan bir kelebeğin bile dünya üzerinde çok büyük etkisi oluyorsa, bizler neleri değiştirebiliriz bir düşünün. Sadece etrafımıza bakış açımızı değiştirerek bizden olan ve olmayan herkese kucak açmamız dünyaya barışı getirmeye yetecektir. Oysa biz insanoğlu kendimizden olmayanı, bize benzemeyeni dışlamak, hor görmek kadınla erkek arasında ayrım yapmak, insanları cinsiyetlerine göre ayırmak, hatta anne karnından çift cinsiyetle doğduğu için trans bireyleri, travestileri toplumdan uzaklaştırmak için uğraşıyoruz. Unutmayın aldığınız her karar,attığınız her adım dünyada kaosun egemen olmasına ya da barışın hakim olmasına vesile olacaktır.

Garaj oyunu

Sizlere translarla ilgili Teslimiyet filminin ardından bu kez bir oyundan bahsetmek istiyorum. Oyuncunun sahnede gerçek bir trans gibi rol yaptığı travestileri anladığı harika bir oyun Garaj.

“Birini sevdiğin zaman şehrin nüfusu 1’e iner.”

Yılbaşı gecesi belki o kadar da güzel bir gece değildir… Çok mutlu görünen iki kişi, belki o kadar da mutlu değildir… İstanbul’da bir garaj…İki yabancı… Orkide ve Kahraman… Saatler saniye gibi geçiyor, hepimiz daha da yalnızlaşıyoruz… Ama en azından yılbaşı gecesi herkesin biraz mutlu olmaya hakkı var…

5, 4, 3, 2, 1 !!!!

İyi Seneler  Sevgilim !

Bir yılbaşı gecesi travesti Orkide ve fotoğrafçı Kahraman’ın garajda geçirdikleri bir saati anlatan Garaj oyununu Kemal Hamamcıoğlu kaleme aldı. İpek Bilgin’in yönettiği, Enis Arıkan ve Güven Murat Akpınar’ın rol aldığı Garaj oyunu kasım ayı boyunca pazartesi ve salı akşamları Atölye Craft’ta sahnelenecek.

Anneannesiyle yaşayan, asosyal bir fotoğraf öğrencisi ile bir transın yolu yılbaşı gecesinde kesişir… Özel günlerini mutsuz geçiren insanların oyunu ‘Garaj’, bu karşılaşmayı mümkün kılan tesadüfü kutsuyor ve size bir gülümseme hediye ediyor.

Daha önce ‘Kürklü Merkür’de de bir transı canlandıran Enis Arıkan, bu kez kendi sınırlarını fazlasıyla zorluyor. “Sahnede devleşiyor…” demek bile yetersiz kalıyor oyunculuğu için. Orkide karakterine hayat verirken bu denli gerçeğe yakın olabilmenin sırrını ,  İpek Bilgin’in kendisine olan inancını anlatıyor. “İpek bu rolü sadece benim oynayabileceğime inandığını söylüyordu ısrarla. ‘Tamam.’ dedim ben de. Önceden buna benzer bir iş yaptığım için tereddüt ettim ama sonra metne güvendim ve farklı bir şey çıkaracağıma inandım. Çünkü Orkide bizden, yan sokağımızda yaşayan biri, bunun heyecanına kapıldım. Benim için de çok değerli ve başka Orkide.” Murat Güven Akpınar ise oldukça kötü giden seçmelerin son dakikada gelen sürpriziymiş. Tüm umutlar tükenmişken, herkesin soluğunu kesmiş anlatılanlara göre. Oyunda da sessiz ve çekingen Kahraman karakterine rağmen, Orkide’nin baskın kişiliğinin altında ezilmiyor ve kendini seyirciye de ispatlıyor. Geri dönüşler de oldukça olumluymuş ki başka türlüsü mümkün görünmüyor şimdilik. Oyunculuklar ve rejinin yanında Jesse Gagliardi ve Simone Mannino imzalı dekor, Hakan Oktaş imzalı kostümler, Arıkan’ın annesinin elleriyle Akpınar için ördüğü kazak… Başarıyı getiren tüm detayların iyi insanlara denk gelmekle ilgili olduğunu söylüyor Hamamcıoğlu. “İyi, merhametli ve vicdanlı insanlarla çalıştığın zaman yaptığın şeyin çok kıymetli olduğunu hissediyorsun, mutlu bir şekilde üretiyorsun ve sonuç güzel oluyor.”

Son iki senede artan LGBT içerikli oyunların arasında Arıkan’ın elleri saçlarında Orkide’sinin yerini görebilmek, ezilmeden bir ezik olabilen Akpınar’ı izleyebilmek, yerli yazarlar adına umutlanabilmek ve tabii ki bir İpek Bilgin rejisi izleyebilmek adına ‘Garaj’ın kapısını mutlaka çalın.

 

 

Yaşam koçu

Ünlüleri zayıflatan yaşam koçu haberlerini bu aralar sıkça duymaya başladık.

Gülben Ergen’den Hacı Sabancı’ya kadar birçok ünlüyü zayıflatarak dikkat çeken Şeyda Coşkun her bir müşterisinden aldığı yaklaşık 3 bin euro’luk ücretle dudak uçuklatıyor.  Gençlik ve Spor Bakanlığı bu haberlerin ardından harekete geçti. Diyet ve spor programı uygulatan isimlere yurt dışındaki gibi sıkı denetimler getirmeyi planlayan Bakanlık, konuyla ilgili kanun çıkarmak üzere…

Gençlik ve Spor Bakanlığı; cezai uygulamalar konusunda yasal düzenlemeler yapacak. Kanun çıktığında Şeyda Coşkun başta olmak üzere hiçbir kişi, ilgili federasyondan sertifika almadığı takdirde kimseye spor ve diyet programı uygulatamayacak.

Bu arada Coşkun’la ilgili dedikodular ilginç. Şeyda Coşkun’un müşterilerine gönderdiği yemeklerini, hiçbir eğitimi olmayan iki Moldovya’lı kadına yaptırdığı öne sürüldü. Coşkun’un sıkı diyetleri yüzünden birkaç müşterisinin de sinir sistemlerinin çöktüğü ve sinir krizi geçirdiği de iddialar arasında. Bazı müşteriler ise vücutlarında sarkma olduğu için Şeyda Çoşkun’dan şikayetçi olmuş.

Her bir müşterisi için yaklaşık 3 bin euro alan ve birçok defa da toplu zayıflama programları uygulatan Şeyda Coşkun’un aylık gelirinin ortalama 200 bin lira olduğu tahmin ediliyor. Coşkun, bu kazancının çoğunu lüks araçlar için harcıyor.

Şeyda Coşkun’un aldığı yüklü ücretin vergisini kuruşu kuruşuna devlete ödeyip ödemediği merak konusu oldu. Gazete haberlerini takip eden Maliye Bakanlığı’nın ise bu nedenle Coşkun’u vergi takibine aldığı söyleniyor.

Maliye Bakanlığı vergi kaçakçılığı konusunda oldukça hassas olduğu için sanırım bu konunu peşini kolay kolay bırakmaz. Yaşam koçu olmak için hiçbir eğitim almayan bu insanlar aslında sağlığımızı da tehdit ediyorlar. Özellikle sanatçıların giyimden, kuşama kadar başvurduğu ve milyonlar akıttığı bu kişilerin görevi sizin yerinize düşünmek.

Tabi burada uzman yaşam koçları olduğunu  da bilmemiz gerekir. Bu uzman yaşam koçları danışanlarının hayatına karışmadan onları dinleyerek bir nevi terapi uygularlar. Yaşam koçu, danışanın kendini yeniden şekillendirme sürecinde yol haritası çizer. Danışanını büyük bir ilgi ve dikkatle dinler.

Danışanın elindeki kartları alıp, en iyi şekilde oynamasına, bazen oyunun kurallarını değiştirmesine ya da daha iyi bir oyun kurmasına yardımcı olur.Yaşam koçu, danışanında yeni, güçlü, pozitif duygu ve düşünceler yaratarak onun değişimini destekler.Yaşam koçu, danışanına sorumluluk verir. Danışanını asla yargılamaz, eleştirmez ve zorlamaz. Danışanına daima enerji, güç ve motivasyon sağlar.

Hayatınıza yeniden bir şekil vermek istiyorsanız  siz de konusunda uzman olan bir yaşam koçu ile çalışabilirsiniz.  Toplumda gereken saygıyı görmeyen bir grup travesti kendilerine yeni bir yol çizmek için başvurdukları yaşam koçları sayesinde toplum da kendilerine yeni bir yer edinmeyi başarmışlar kendilerini topluma anlatmakta zorluk çeken bu insanlar kadın olmanın zor yanlarını bu şekilde atlattıklarını açıklıyorlar. Normal bir insanın bile bazen kendisini dinleyen ve sorgulamayan bir insana ihtiyacı olurken zor bir hayat yaşayan ve yaşadıkları hayatı kabul ettirmeye çalışan travestilerin bu gayretini alkışlamak istiyorum. Yolunuz açık olsun.

 

Doğanın mucizesi kayısı yağı

Özellikle kış aylarında karşılaştığımız en büyük sorun cilt kuruluğudur. Güneşten uzak kalan bölgelerde kurumalar ve dökülmeler meydana gelir. Cilt kuruluğu için eczanelerde satılan ilaçlara fazla para vermek yerine kayısı ile bu dertten kurtulabilirsiniz.

Kayısının etli kısmı evde hazırlanan pek çok doğal cilt maskesinde kullanılabilir, ancak kayısıdan elde edilen ve cilt bakımında kullanılan esas faydalı ürün, kayısının kurutulmuş çekirdeğinden elde edilen yağdır. Kayısı çekirdeği yağı yüksek C vitamini içeriğiyle cildinizi yağlanmadan yumuşatır ve güneşten yıpranan cildi kısa sürede eski parlaklığına kavuşturur.

Tek başına kullanıldığında akneler üzerinde kurutucu etki yapan ve yüz temizliği için de kullanılabilen bu yağın yağ asidi oranı bakımından ideal düzeyde olması ve zengin içeriği cilt üzerinde çeşitli olumlu etkiler yapıyor. Kayısı çekirdeği yağı kuru cilt yapısına sahip olanları erken yaşlanmaktan korurken yağlı ciltler üzerinde de düzenleyici etki yapar.

Aktarlarda kolayca bulabileceğiniz kayısı çekirdeği yağı ile hem kuru ciltten, hem de selülitlerden kurtulmak mümkün. Selülitli bölgeye haftada bir kere uygulanan kayısı çekirdeği yağı ile farkı kısa zamanda görebilirsiniz.

Doğa insanlara  verilmiş en güzel nimettir, her hastalığın  çaresi doğada bulunurken sık sık doktorlara başvurmak yerine doğal sağlık ürünleri satan aktarları ziyaret etmeniz yeterli olacakatır.

Kayısı çekirdeği yağının  kuru ciltliler için  her akşam, karma ve yağlı ciltliler için haftada iki kez  kullanılmasını tavsiye ederim. Kayısı çekirdeği yağı cildi nemlendirme, besleme, yumuşatma,  var olan kırışıklıkları geciktirme yeni kırışıklıkları önleme, güneşe karşı koruma sağlama, kaşıntılı cilt hastalıklarına iyi gelme, cilde elastikiyet kazandırma, cilt lekelerini yok etme, cilt yıpranmalarını önleme ve ışıl ışıl ışıldayan, sağlıklı görünümlü bir cilt sağlamak amacıyla kullanılır.

Hafta sonları kendim için yaptığım en güzel iş doğal ürünler satan dükkanları gezmek oluyor. Güzelliğini korumak ya da daha güzel görünmek için size tavsiyem  doğal olandan vazgeçmemeniz.

Özellikle erkekler pantolon ve uzun kollu gömlekler yüzünden, cilt kuruluğu ile daha çok karşılaşırlar. Fakat nedense bunu önemsemez ve ben kadın mıyım da güzelleşiyim” diye bu ürünleri kullanmaktan kaçınırlar.   Saçları çabuk dökülen erken yaşta kel kalan erkeklere kayısı çekirdeği yağını saçları için de kullanmaları gerektiğini söyleyebilirim.

Yaptığım araştırmalar sonucu insanın kendine önem vermesinin,karşı tarafa verdiği önemi gösterdiğini kanıtladım. Etrafta bakımlı erkekler varken neden kadınlar bakımsız erkeleri tercih etsin bir düşünün…

Kayısı yağını ciltlerinde kullanan travesti kadınların erkeklikten gelen ,  kuru cilt problemini aştığını  gözlerimle görmesem inanmazdım. Kendilerine normal bir kadından daha çok bakım gösteren ve erkeği için güzel görünmeye çalışan travestilerin ilk durağının doğal ürünler satılan marketler olduğunu biliyor muydunuz? Önce kendimiz sonra da sevdiğimiz insanlar için kendimize önem vermeliyiz. Güzellik sırlarını kitap yazarak anlatan mankenlerin ne kullandığını düşünüyordunuz?

Amnezi nedir?

Amnezi, hafıza kaybı demektir. Özellikle de sözcüklerin temsil ettiği fikirleri tanıma ve anımsama yeteneğinin kaybolmasıdır.

Amnezinin belirtileri çeşitli ve değişiktir. Yakın geçmişi unutma biçiminde ortaya çıkan amnezi ağır bir şokun veya travmanın hemen ardından uğranan hafıza kaybıdır.Bireyin bazı olayları unutmasını sağlayan telkin tekniğidir ve bilince çıktığı zaman bastırılmış gerginliğin açığa çıkmasına yol açan travmatik anılarla mücadelede yararlı olabilir. Erickson’un en beğendiği tekniklerden biri olan dikkati dağıtma sayesinde amnezi kolaylaştırılabilir. Birey konsültasyona geldiği zaman hava trafiği konusunda sohbet eder ve belki de kişi sandalyeye otururken veya anahtar sözcüğe geçerken önceden yavaşça trans kurgusuna geçerdi. Kişi transtan çıktıktan sonra sanki hiç ara verilmemiş gibi hava trafiği sohbetine dönerdi. Derin transa girmemiş olan kişiler, kendilerine “Hipnoz seansında olup bitenleri hatırlamama” telkini verilse bile sonradan tüm olup bitenleri hatırlayabilirler. Fakat orta derinlikte hipnotik transa giren kişilere “Hipnoz sırasında olanları sonradan hatırlayamama” telkini verilecek olursa, bunlardan pek çoğu uyandıklarında seansta olup bitenleri hatırlayamazlar. Derin transa giren kişilere ise “Unutma” veya “Hatırlamama” ile ilgili herhangi bir telkin verilmese bile genellikle trans esnasında olup bitenleri sonradan hatırlayamazlar.

Bunun dışında derin transtaki kişilere verilecek telkinlerle annesinin, babasının hatta kendi adının bile unutturulması mümkündür. Bu ‘Unutturma’ telkininin tesiri bazen birkaç gün bazen de daha uzun süre devam edebilir. Eğer üst üste birkaç seans yapılarak telkin tekrar edilecek olursa o zaman telkinin etkisi daha uzun süreli olabilmektedir.

Amnezinin ortaya çıkmasındaki en büyük neden kişinin unutmak istediği bir olay yaşamasıdır. Örneğin küçük yaşta cinsel tacize uğrayan ya da çok üzücü bir olaya şahit olan insanlar bu olayı hatırlamamak için belleklerini sıfırlama yoluna giderler.

Çoğunlukla çocuk yaşlarda yaşanılan içinden çıkılması zor durumları etrafımızdaki büyüklere anlatamadığımızda unutma yoluna başvururuz. Fakat bu çöküntü zamanı geldiğinde bir şekilde ortaya çıkar ve kişiyi hiç olmadığı biri yapar, seri katillerin geçmişine bakıldığında çocukluk döneminde yaşadıkları bir travmanın gün yüzüne çıkması sonucu intikam duygusu ile hareket ettiklerini göstermiştir.

Özellikle çocuklara uygulanan cinsel tacizler onların ilerideki hayatlarını tamamen olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukken bir akrabası tarafından tecavüze uğrayan bir erkek çocuk ergenlik çağına geldiğinde önce cinsel tercihini değiştirmiş travesti olarak yaşamaya başlamış sonrasında geçirdiği ağır çocukluk travmasıyla  akrabasını öldürmüştür. Unutmayın  kötü olayların unutulması değil alt beyine gönderilerek bastırılması söz konusudur. Başınıza gelen travmaları özellikle bir psikolog ya da aileden güvendiğiniz biriyle paylaşırsanız sağlıklı bir birey olma yolunda adım atabilirsiniz.

 

Trans erkekler

Trans erkek kavramını ilk olarak ünlü oyuncu Rüzgar Alkoçlar’ın erkek olması haberiyle öğrendik. Oysa Türkiye’de 1000’in üzerinde trans erkek olduğu biliniyor. Kendilerini travesti kadınlara nazaran daha iyi saklayan bu erkekler sokakta erkek kıyafetiyle normal bir erkekten ayırt edilmediği için farkına varılması biraz zor oluyor.

Örneğin benim gençlik yıllarımda takıldığım bir disco salonuna her gün gelen ve kızlarla dans eden onlara kur yapan yakışıklı bir erkek vardı. Kızların bu erkekle çıkmak için can attığı dönemde aslında bu kişinin bir kız olduğunu öğrenmiş ve çok şaşırmıştık.

Hatta bazı kızlar bu olayı öğrendikten sonra bile o kızla ilgilenmeye devam etmiş ne olmuş kızsa o benim hayatımda gördüğüm en yakışıklı trans diyerek ilişkilerini devam ettirmişlerdi.

Tıpkı Rüzgarın hayran kitlesinin durumunu açıklamasından sonra artması gibi, trans erkeklerin çekiciliği yadsınamaz bir gerçek, Tamamen testosteronun fizyolojik etkileri sebebiyle, çoğu trans kadının aksine trans erkekler açık transseksüel kimlikleriyle yaşamayı yani görünür olup olmamayı tercih etme lüksüne sahipler. O yüzden çok az trans erkek kendini açığa vurarak öyle yıpratıcı bir hayatı gönüllü kabul ediyor. Çoğu aileyi, kendilerini korumak için gizleniyor.

Cinsiyet kimliği cinsel organda veya hormon seviyesinde değil, beyindedir. Yani siz kendini trans hisseden bir erkeği kız gibi yetiştirmek için elinizden geleni yapsanız da düşünce de bir fark yaratamazsınız. Aynı şey erkek olarak dünyaya gelmiş kız çocukları için de geçerlidir. Beyinde biten bu olayda tıp çaresizdir. Fiziksel olarak değişen bedenin ruhsal olarak farklı kalması sonucu pek çok trans genç zor durumda kalmıştır. Örneğin gögüsleri büyüyen bir kız çocuğu ruhunda erkek olduğunu hissettiği için bu durum karşısında ne yapacağını bilemez. Aynı şekilde belli bir yaş geldiğinde gögüs kılları çıkan, sesi kalınlaşan bir trans erkek kendini kadın olarak hissetmekten vazgeçemez.

İnsanların anlaması gereken trans olmanın bedenle değil ruhla ilgili olduğudur.