Öne çıkarılan yazı

En çok travesti istanbul ve ankara da Şehirlere göre tıkla.

Türkiye’de travesti sayısı 3000 civarında bulunmakta fakat en çok travesti çokluk sırasına göre şöyle.

Tüm şehirlere göre trv modellerimiz aşşağıda dır istediğiniz şehire girip üyelerimizi görmek sizin elinizde

İstanbul travesti, Ankara travesti, İzmir travesti, Antalya travesti, Bursa travesti, İzmit travesti, Kocaeli travesti, Sakarya travesti, Adapazarı travesti, mersin travesti, içel travesti, Adana travesti, samsun travesti, kayseri travesti, Konya travesti, bodrum travesti, Marmaris travesti, Fethiye travesti, Gaziantep travesti, Urfa travesti, Muğla travesti, denizli travesti, Tekirdağ travesti, çorlu, çorum travesti, sivas travesti, malatya travesti, van travesti, hatay travesti, iskenderun travesti, alanya travesti, zonguldak travesti, ordu travesti, kütahya travesti, eskişehir travesti, aydın travesti, çanakkale travesti, kuşadası travesti, tokat travesti, manisa travesti, ısparta travesti, balıkesir travesti, elazığ travesti, didim travesti, istanbul anadolu yakası travesti, kahramanmaraş travesti, diyarbakır travesti, kıbrıs travesti, gibi şehirlerde travesti modeller bulunmakta bu modellerimizi görmek için sırasına göre şehirlere tıklayıp görebilirisiniz, Ayrıca yabancı ulkelerden de bazen travesti modellerimiz bulunmaktadır. zamanla eksik şehirler eklenecek olup resimleri ve videoları görmek için tıklayınız.

Şehirlere göre travestiler bu ve bunun gibi diğer sitelerimizde de bulnunmaktadırlar. Modellerimiz tamamen gerçek olup sahte profilleri sitedeki şikayet bölümüne yaza bilirsiniz.

Bipolar bozukluk

Bir öylesin bir böyle seni anlamak mümkün değil. Ruh halimizde birden bire ortaya çıkan değişikler, gülerken ağlamalar ve öfkeden kudururken aniden susup oturmalar hiç hayra alamet şeyler değiller. İnsanların pek çoğu duygusal anlamda böyle ani ruhsal değişimler yaşamaktadır. Ancak; Bipolar bozukluk denilen bir hastalık var ki evlerden ırak, bu hastalığa yakalanan kişiler de bu duygusal ve ruhsal geçişler öyle kolay kolay olmuyor. Yoğun duygu durum değişimleri yaşanıyor. Bu değişimler; düşünceleri, duyguları, fiziksel sağlığı, davranışları ve kişinin işlevlerini, yaşamını etkiliyor.

Dünyada her elli kişiden birinde ortaya çıkan Bipolar bozukluk durumu, kişinin kendi hatalarından kaynaklanan bir suç unsuru değildir. Bu hastalar aşırı yükselmelerden ani çöküşlere geçerken, bedensel ve ruhsal anlamda tam olarak berbat bir süreç yaşarlar. Erkek veya kadın olmanıza bakmaksızın her insanda eşit derecede görülen Bipolar bozukluk hastalığı, genellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkar. Eğitim, meslek ya da maddi durumunuzun ne olduğuna bakmadan her insanı eşit olarak hedef alır. Şimdi ben bunları yazarken, İstanbul travestilerinden Aysima, ne güzel eşitlikten yana bir hastalık diye dalga geçiyor, aman siz onun gibi yapıp bu rahatsızlığı hafife almayın.

Bipolar bozukluk biraz genlerle alakalı bir hastalık olduğundan aileden geçme oranı oldukça yüksektir. Akrabalarınız içinde Bipolar bozukluk geçirmiş kişiler varsa sizin de yakalanma olasılığınızın yüksek olduğunu bilmeniz gerekir.

Bu bozukluk da da şizofreni gibi manik ve depresif ataklar ortaya çıkmaktadır. Manik halinde kişi,çoşkulu, neşeli, enerjik olurken, depresif hale girdiğinde, mutsuzluk, hayattan zevk alamama, isteksizlik, enerji azlığı, uyku ve iştahla ilgili değişiklikler, suçluluk ve değersizlik duyguları, dikkatini toplamakta güçlük, ölüm ve intihar düşünceleriyle karşı karşıya kalınır.. Normal depresyondan farklıdır çünkü tekrar eder. Bipolar depresyonda, depresif duygular olağan üzüntüden daha ağırdır; daha uzun süre devam eder ve kişinin günlük faaliyetlerini yerine getirmesini zorlaştırır.  Zaten asıl korkulan da hastalığın bu evresidir.

Depresyon haliyle başlayan hastalık ilerleyen yılarda manik duruma geçer ve eğer ilaç tedavisi görülmezse iyileşme şansı yoktur. Bu hastalığa yakalanan Afyon travestilerinden Azra, iyi olduğu günlerde ilacı kestiği için tedavi bir türlü sonlandırılamadı ve hastalık sürekli olarak tekrar etti. Unutulmaması gerekir ki, iyi olduğunuz dönemde ilaç almayı bırakmak demek, hastalığın tedavi sürecini uzatmaktan başka bir işe yaramaz. Aile geçmişinize bakarak, hastalığa yakınlık derecenizi öğrenebilir ve gerekli tedbirleri önceden alabilirsiniz.

 

Dizi finali beni ağlattı

Bir dizinin kötü sonla bitmesinden daha kötü ne olabilir? Siz yıllarca bir diziyi gülerek, eğlenerek izleyin ve senaristin yazdığı final bölümüyle peçetelere sarılın. Küçük Ağa dizisinden bahsediyorum elbette, çocuklar kadar büyükler tarafından da ilgiyle izlenen Salı günleri reyting rekorlarını kimseye bırakmayan dizi, yaz gelmeden erken final yaptı. Hem de ne final, iki çocuk sahibi mutlu, mesut karı koca bir trafik kazasında hayatlarını kaybediyor. O çocukları düşününce sanki filmde değil de gerçek hayatta yaşanıyormuş gibi üzüldüm ve ağlamaktan içim çıktı.

İzleyenler bilir ama izleme fırsatı bulamayanlar için diziyi özetleyecek olursak zeki ve yaramaz bir erkek çocuğun ailesiyle yaşadığı olayları komik bir dille anlatan dizide Doğulu bir Ağanın tek erkek torunu olan çocuğun maceraları oldukça komik bir dille aktarılıyordu.Dizi reytinglerde düşüş eğilimi göstermeye başlayınca yayından kaldırmak amacıyla hızlı bir final yazılmış sanırım ama bu kadar kötü bir senaryoyu nasıl da düşünmüş yazmışlar ona bir anlam veremedim.

Diziyi ara sıra Ankara travestilerinden Banu ile izliyorduk. Sırf maksat gülmece olsun diye tabi yoksa bildiğiniz çocuk dizisi kıvamındaydı. Zaten asıl mesele de bir çocuk dizisinin sonunda ölüm temasının işlenmesi olmuş.Neden güzel yazılmış senaryoların sonu böyle abuk sabuk bağlanır anlamıyorum. Daha önce üç sene boyunca izlediğim bir yabancı dizide son bölümünde inanılmaz bir son yapıp beni hayal kırıklığına uğratmıştı.Madem emek verip, bir iş yapıyorsunuz bari sonunu da adam gibi bağlayın da izleyicilerinize ayıp olmasın.

Ben bir senaryo yazacak olsaydım; içinde biraz romantik komedi, biraz da dram koyardım tıpkı bu aralar benim çok beğendiğim Aşk yeniden dizisi gibi, gerçekten eğer bu dizi sonlara doğru bozmazsa tam benlik. Sizler izlediniz mi? eminim benim gibi bayılacaksınız. Hiç tanımadığı bir kadına ve çocuğuna sahip çıkan yakışıklı ve zengin bir erkeğin, zamanla kadını sevmesi hatta deli gibi aşık olmasını anlatıyor. kurgu o kadar özenli yapılmış ki yapmacıklık hissi bile dizi içinde eriyip gidiyor. oyuncuların da hakkını yememek gerekir, özellikle başrol oyuncuları tatlı ama sert kadını canlandıran biraz Karadeniz kızı olmaya çalışan bir kadın başrol harikalar yaratıyor. İzlemenizi tavsiye ederim ama sonu istemediğiniz gibi biterse günah ben de değil yazarlarda. Hoşcakalın.

Mutluluğun anahtarı

Mutluluk kimine göre basit tanımla huzur iken kimine göre bol para ve lüks olarak açıklanır. Mutluluğun sırrını gidilen yolda değil de yolun sonunda arayanlar her zaman geriye eli boş döner. Sizi neyin mutlu ettiğini düşündüğünüzde eminim aklınıza pek çok cevap gelecektir. Çünkü insanoğlu doyumsuz bir canlıdır ve verilenle yetinmeyi değil hep daha fazlasını elde etmeyi ister. İstanbul travestilerinden Ayda, mutluluğun tanımını beni gülümseten her şey diye genel bir tanımla açıkladığında bu kadar zekice bir cevap almayı ummuyordum Doğru maddi imkanlarımızın olması da bizi gülümsetir, doya doya yaşanan bir aşk da, sanırım bazen mutlu olmanın sınırlarını geniş tutmak isteriz.

Mutluluk denilince benim aklıma hep Ömer Hayyam’ın şu dizeleri gelir.

Doyacak kadar aşın varsa,

Başını sokacak bir damın,

İnsanoğluna kulluk etmiyorsan,

Başkasının sırtından değilse geçimin,

Tamam güneşli günler içindesin. . .

Oysa etrafımdaki insanlara dönüp baktığımda evi olan, parası pulu olan bir çok insanın kendini mutsuz etmek konusunda çok başarılı olduğunu görüyorum garip olan ise geçinecek parayı zor bulan ama yine de mutlu olmanın yollarını bulanlar. İnsanların içindeki haset duyguları alıp yerine sevgi ekleyebilseydik sanırım herkes bu dünyadan mutlu mesut ayrılmayı başarırdı. Onun var benim niye yok diye düşünmekten elimizdekinin kıymetini bilemiyoruz. Hele ki sağlığımız yerinde ise sadece bunun için bile mutlu olmayı unutmuşuz. Dünyada sahip olduğumuz şeyler için şükretmek, sahip olmadıklarımız için ise gülüp geçmek gerekir. Bodrum travestisi güzeller güzeli Sanat, mutluluk konusu üzerine bir yunan hikayesini anlattı çok hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istedim;

Tanrılar, Olimpos Dağı’nda kendilerine sormuşlar: “Mutluluğu nereye saklayalım ki, insanlar onu arayıp bulamasınlar? Yerin yedi kat altına mı, yedi kat üstüne mi? Dağlara mı denizlere mi?” Sonunda, nasılsa oraya bakmak akıllarına gelmez diye insanların kalplerine saklamaya karar vermişler. Kısaca mutluluğun sırrı öyle çok uzak bir yerde değil, sadece kalbimizde. Kalbimizdeki güzellikleri dışarı çıkarmanın tek yolu ise onu başkalarıyla paylaşmak yani sevmek, sevginin bol mutluluğun sonsuz olduğu bir dünya dileklerimle. Ben travesti sanat hoşcakalın

Ters yönde koşanlar

“Bırak hayat sana ragmen değil seninle birlikte aksın.” Elif Şafak’ın aşk romanında dediği gibi bazı şeyleri sırf düzenim bozulmasın ya da elalem ne der diye yapmayız ve aslında hayatımızı hep erteleriz.

Bir de bir savunma mekanizması geliştirmişiz kendimize ay ben onu yaparsam hayatım alt üst olabilir. Bırak böyle kuruntuları ve denemekten korkma belki de hayatının altı üstünden daha iyidir kim bilebilir ki? Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, sizi rutin hayatınızın dışına çıkaran her türlü faaliyet beyninizin kapasitesini artırıyor. Yani ters yöne gitmek sadece yeni deneyimler yaşamak için değil, beyniniz için de çok faydalı. Üstelik alışkanlıklarınızın dışına çıkacağınız çok basit şeyler bile, beyniniz için yepyeni uyaranlar demek olduğundan aynı etkiyi gösteriyor.

Hayatı bir kere de alışılmış kuraların dışında yaşamayı deneyin mesela yatağın solundan kalkın, solaksanız sağ elinizi sağlak sanız sol eliniz kullanmayı deneyin. Size biçilen dar kalıpların özgürlüğünüzün önündeki engeller olduğunu unutmayın. Bugün Alanya travestilerinden Hande, okuduğu bir kitaptan alıntılar yaparak “aslında hayatı hep boca harcıyoruz” dedi. Sanki birileri dünyada yaşama kuralları diye bir kitap yazmış ve bunları harfiyen uygulayın diye önümüze koymuş. Sokağa çıktığımızda gideceğimiz yere bir gün farklı bir yoldan gitmeyi denesek tabuları yıkmış olmayız ama yeni bir yolda yeni kazanımlar belki de yeni bir yaşantı bulabiliriz.

Daha önce dikkatimizi hiç çekmemiş bir şeye ilgi duyalım mesela eğer çiçek yetiştirmiyorsak bir saksı çiçeği alalım kendimize, bir ev hayvanı edinelim. Bir sabah da güne çay yerine çorba içerek başlayalım. Eşyalarımızın alıştığımız yerlerini değiştirip beynimize hatırlamak için bir şans tanıyalım tekdüzelik bir hayatı terk edip gönlümüzce eğlenip, feneri nerede söndürdüğümüzü unutalım.

Olaylara bakış açımızı değiştirelim mesela öyle babaannelerimizden öğrendiğimiz klişeleri unutup kendimize yeni bir jargon geliştirelim. Bizi tanıyan herkes sen herkesten başkasın desin bir kere de ne kaybederiz bir düşünün. Sizinle olmayanlar zaten sizden değildir ama sizi takdir edenleri de tanıma fırsatı bulursunuz. Hayatına yeniden bir ol çizmek isteyen Bodrum travestilerinden Müğe, kendine kurallar koymayı başkaları için yaşamayı bırakmış, hayatımda hiç yaşamadığım kadar özgürüm artık diyor. Özgür olmak için siz neyi bekliyorsunuz. Bırakın hayat sizinle birlikte aksın.

 

Egenin güzel travestileri ve otları

ege-otlari-670

Ege Bölgesi denildiğinde hepinizin aklına ilk olarak deniz, güneş ve eşsiz kumsalar geldi oysa ben Ege denildiğinde hep harika yeşilliklerini hatırlarım. Çünkü her yaz kaldığım pansiyonda yapılan otlu böreğin tadı bir yıl boyunca damağımdan gitmez.

Ege Bölgesinde kışın bitip baharın başladığı şu dönemde çeşitli otlar yavaş yavaş topraktan çıkıp yeryüzü ile buluşurlar. Özellikle bu bölgede semt pazarlarına çıkarsanız İstanbul’da ya da Ankara’da rastlayamayacağınız kadar çok bitki ile karşılaşırsınız. Ege gezilerimden birinde tanıştığım otlardan biri arapsaçı isminde, aslında adını duyunca biraz komiğime gitmişti çünkü benim de arapsaçı adını taktığım dünya güzeli bir travesti arkadaşım vardı. Bursa travestilerinden Selen kıvırcık koyu renk saçları ile almıştı bu adı benden, Ama hem benim arkadaşım hem de bu arapsaçı otu çok güzeller.

Arapsaçı bu yöre insanı tarafından mide rahatsızlıklarında kullanılıyor. Özellikle arapsaçı ile yapılmış et ve kuru fasulyenin tadına doyum olmuyor. Hem yeşil yaprağı hem de kökleri şifalı olan diğer bir bitki ise kuzukulağı, tadı biraz ekşi olduğu için salata yapımında da kullanılabilir. Kökleri kaynatılıp içildiğinde kanserden bile koruduğu söyleniyor.

Bir diğer bitki ise Bodrum travestilerinden Ayda’nın evinde yeme fırsatı bulduğum şevketibostan, gövdesi beyaz etli ve dikenli bir bitki olan bu sebze vitamin ve mineral açısından da çok zengin bir içeriğe sahip, travesti Ayda ise bu otun yemeğini kendisi kadar şahane yapıyor. Zaten Ege’nin travestileri de güzellikleri ile meşhurdur sanırım bunu biraz da yedikleri bu otlara borçlular.

Yapraklarını 5 dakika kadar kaynamış suyun içerisinde bekletip hafif zeytinyağ ve limon ile soğuk salatasını tüketebileceğiniz radika ise yine denemeniz gereken bir ot, ayrıca buradan başka bir yerde kolay kolay yetişmiyormuş. Zayıflama diyetlerinde uzun süre tokluk hissi vermesi, vitamin, mineral desteği ve idrar söktürücü özelliğinden dolayı tercih edilen cibezi ise ben de yeni keşfettim. Yapraklarını çok az haşlayarak bir salata yapıp yediğinizde uzun süre acıkmadığınız söyleniyor. Ben Ege’de iştahıma dur diyemediğim için bu özelliğini fark edemedim ama bilimsel olarak kanıtlanmış olduğunu söyleyebilirim.

Sizin de yolunuz Ege’de bir şehre düşerse bu otları denemeden gitmeyin. Sağlıkla kalın, hoşcakalın.

 

Gerçekten seviliyor musun?

sevgi3
Erkeklerin sevgi sözcüklerini öyle kolayca söylediği pek söylenemez. Aslında basit iki kelimeden oluşan sevgi sözcüğü onların dudaklarında mühürlenmiş gibi durur. Oysa kadınlar bu iki kelimeyi duyabilmek için kırk takla atarlar dersek yalan olmaz. Bunun nedeni erkeklerin utangaçlığı ya da nasıl söyleyeceklerini bilemediklerindendir. Bazı erkeklerde maçoluklarına laf söyletmemek için bu cümleyi söylememekte ısrara ederler.
O zaman bu dut yemiş bülbül gibi susan erkeklerin bizi sevdiğini nasıl anlayabiliriz? Korkmayın size anlatacağım sekiz altın kural sevildiğinizin kanıtı olacak. Öncelikle sevgilinizden gelen saçma sapan mesajları hafife almayın size uyandın mı diye mesaj atıyorlarsa bu bütün gece sizi düşündüklerinin işaretidir. Yakın arkadaşım olan İstanbul travestilerinden Ayda sevgilisinin gönderdiği saçma mesajlar yüzünden neredeyse onu terk edecekti ben ona bu gerçekleri söyledim ve neyse ki hala beraberler.
Kalabalık bir mekanda sizin yanınızda olmasa da gözleri sürekli üzerinizde olan bir sevgiliniz varsa size gözlerimi senden alamıyorum canım ben hep senin yanındayım demek istiyordur. Maalesef erkeklerin bu şifreli hareketlerini iyi deşifre etmek zorundayız.
Kili ilişkilerin en can alıcı noktası iki insanın birbirini dinlemesidir. Siz bir konu hakkında konuşurken sizi dikkatlice dinliyor ve bundan zevk alıyorsa sizi önemsediğinden şüphe duymayın. O gerçekten sizse değer veriyor. Dışarıda bir yerlerde gezerken elinizi tutmak istiyor ya da size sarılıyorsa sizin ona ait olduğunuzu bütün dünyaya duyurmaya çalışıyordur sizinle bu kadar yakın olmayı istemesi de sevgisinin bir göstergesidir.
Tanıdığınız kişilerin sizi çok sevdiğini söylemesi ise anla işte ben seni çok seviyorum demekten başka bir şey değildir. Duygularını göstermek konusunda kadınlar kadar başarılı olamayan erkekler sizden gelecek en ufak bir dokunmayla gülümsüyor ve memnuniyetini belli ediyorsa kısaca işte benim kadınım diyordur. Erkeler dilleriyle değil de bedenleri ile konuşmayı severler. Doğada bunun pek çok örneğini hayvanlar aleminde görmek mümkün, elinizi tutması size sarılması size olan ihtiyacının sonucudur.
En önemli gösterge ise şüphesiz yaptığı bütün gelecek programlarına sizi dahil etmesidir. Örneğin Konya travestilerinden Dünya, sevgilinizin onsuz bir gezi planladığını duyunca aslında o kadar da önemsenmediğini öğrenmiş oldu. Sizi seven erkek siz olmadan plan yapmaz. Birlikte olduğunuz erkekte bu özellikler varsa illa sevgi sözcükleri beklemeyin ve ona sıkıca sarılın çünkü gerçekten seviliyorsunuz. Diyor travesti Elvin ve yazıyı okuyanlara sevgiler sunuyor.

Ruh ikizim

Ruh-İkizi-Tişörtü-1024x712

Sevgililer günü yaklaşırken, ruh ikizini aramaktan vazgeçmeyenler için güzel bir haberim var.

Aşkı bulmanın ve sürdürmenin neredeyse imkansız hale geldiği günümüzde siz de aşık olmak için denginizi arıyorsanız, bir aşk koçuna danışabilirsiniz. Aşk koçları Amerika’da ortaya çıktı ve tüm dünyada sayıları hızla artıyor. Aşk danışmanlığı yapan internet siteleri üzerinden kendinize en uygun sevgiliyi bularak hayata tek başına devam etmek zorunda kalmıyorsunuz.

Senin yerine uygun aday profillerini tarayarak sana en uygun isimlerle tanışmana aracılık eden bu çöpçatan siteleri sayesinde belki de sende gerçek aşkı yakalayabilirsin. Bu sitelerin online olduğunu belirtmekte fayda var. Bu sitelerden birine denemek amacıyla travesti Ayda ile birlikte üye olduk bakalım ruh eşimizi bulabilecekmiyiz.

Asıl önemli olan ise evlilik programları gibi bu sitelerin de ülkemizde açılmış olması.  Evlenmek değil de flört etmekle yetinmek istiyorsanız bu sitelere üye olabilir ve aradığınız kriterlere uygun sevgiliyi belki bu 14 Şubatta değil ama en yakın zamanda kolunuza takıp sizde havanızı atabilirsiniz.

Ülkemizde maalesef yanlış eş seçimleri yüzünden boşanma oranları son 10 yıla yüzde 38 arttı. İstatistikçilerin söylediğine göre sadece Fransa’da 15 milyon bekar varmış. Kısacası gerçek aşkı bulmakta birini hayatına katmakta oldukça zorlaştı. Eskiden görücü usulü yapılan evliliklerde daha mutlu bir hayat yaşanırken şimdi kendi seçtiğimiz eşlerle mutlu olamıyoruz. Modern çağın hastalığı denilen yalnızlık illetine tutulmuş bir türlü sınırlarımızın dışına çıkamıyoruz. Oysa paylaşmak ve sevmek gibi duyguların rüzgarına kapılıp, kendimizi bir koy versek her şey yerine oturacak.

Bilgisayar çağında olmanın verdiği avantajları kendi lehimize kullanmak en doğal hakkımız olduğuna göre artık yalnız bir gece daha geçirmemek adına, aşk koçlarını travesti İclal olarak destekliyorum.

Zaten mutlu bir birliktelik için üçüncü bir gözün değerlendirmelerinin doğru olacağı kanaati taşıdığımdan bu tür etkinlikleri desteklemek gerektiğini düşünüyor ve hayırlı uğurlu olsun diyorum. Umarım herkes ömrünü ömrüne katacağı bir aşkı yaşamadan ölüp gitmez. Çünkü aşk bu dünyanın en güzel duygusudur, ayaklarımızı yerden kesecek, başımızı döndürecek kadar aşık olalım. Sevgililer gününüz kutlu olsun.

 

madonna-tum-munro

Madonna olmak istedi

Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan bir travesti,  trans olmak için kolları sıvadı ve 15 yaşından beri hayranı olduğu Madonna’ya benzemek için 18 kez bıçak altına yattı.

Aslında ameliyat öncesi travesti olarak yaşayan bu kişi Madonna’ya benzemek uğruna aldığı elbiselere de 100 milyon dolar ödedi.12 yıl boyunca geçirdiği estetik ameliyatlar ise tam 75 bin doları buldu. Tam bir Madonna olabilmek için ünlü bir dans hocasından dans eğitimi de alan trans, Amerika’da yayınlanan bir talk show programının konuğu olunca ortalık karıştı. Önce Madonna’ya aşık olduğunu ve ruhunun onunla temasa geçtiğini anlatan kişi daha sonra kameralar karşısında dans etmeye başladı.

Dans etiği esnada birden hıçkırıklara kapılan ve dansı yarıda kesip, anlatmaya başlayan trans genç aslında sadece kendisi olmak istediğini ve kimseyle kıyaslanmak istemediğini söyleyince birden bire televizyon kanalı şok oldu. Dolabındaki bütün kıyafetlerini satarak sevgilisinin yanına taşınan transın bu hareketi aşık olduğu kişi için yaptığı öğrenildi.

Kendisi olmaya karar veren onca para ve zahmeti bir kenara atan gencin kiminle aşk yaşadığı bilinmezken annesi de bu duruma bir anlam veremediğini çünkü oğlunun hayatı boyunca tek istediğinin Madonna gibi olmak ve şöhrete kavuşmak olduğunu belirtti.

Aslında kişinin kendisi olmasını istemesi güzel bir durum ancak bir ideal uğruna geçirilen onca yılın bir anda çöpe atılması da benim yadırgadığım bir durum, kişi hedeflerini belirledikten sonra ne olursa olsun bu hedefler şaşmamalı.

Kendimize idol olarak gördüğümüz kişilerin yaptıklarını tekrar etmemizde hiç bir sakınca yoktur. Bu olayda olduğu gibi o olmak için kendimizden vazgeçecek olursak yeniden eski biz olmamızda sorunlar ortaya çıkar. Sanırım bu trans gençte yakın zamanda aslına dönecektir.

Cinsiyetimiz bizim tercihlerimiz doğrultusunda değil doğuştan verilen bazı özellikler nedeniyle değişir. Bazılarının yanlış bildiği durum da budur. Hiç kimse ben artık bu cinsiyette yaşamalıyım diyerek cinsiyet değiştirmez. Bu dünyada travesti olmak bir seçim değil, doğuştan gelen bir cinsiyettir. Tıpkı kadın ya da erkek olmak gibi bir üçüncü cinsiyet olduğu unutulmamalıdır. Bu gerçek hikayede anlatılan kişi belki ki cinsiyetinde değil, kim olmak istediğinde kararsız kalmıştır.

Vizyondakiler

Hafta sonu kışın tekrar bastıracağını öğrendiğimizde ev arkadaşım travesti Sanat’la birlikte hafta sonu açık havada gezme planımızı  bozarak kapalı mekanları tercih etmeye karar verdik. Sanırım bu hafta yapılacak en iyi şeyin sinemaya gitmek olduğunu vizyondakilere baktıktan sonra kararlaştırdık. Sinemaya bugünden itibaren 4 yeni film olmak üzere 10 film birden geliyor. Fakat henüz hangi filme gideceğimize karar veremedik. Yerli mi, yabancı mı diye düşünürken konuların şöyle bir gözden geçirdiğim filmlerden kısa notları sizlere de aktarmak isterim. Baktığım filmler içerisinde istanbul, ankara, izmir, sakarya, antalya, bursa gibi büyük şehirlerde aynı anda gösterime giren filmleri inceledim.

İlk seçtiğim film yerli olanlarından Yapışık kardeşler; Bir komedi olan film yapışık ikiz olan iki kardeşin askerden döndükten sonra yaşadıkları absürt olayların komik bir dille anlatıldığı filmde Hakan Bulut, Ivana Sert, Suat Sungur, Erdal Tosun, Ayberk Atilla, Fırat Tanış ve küçük bir rolde, radyocu Mesut Süre yer almakta.Filmin yönetmeni ve başrol oyuncusu ise aynı kişi, ben bilmem eşim bilir yarışması ile kendini sevdirmeyi başaran İlker Ayrık. Ama komedi tarzı bir film seyretmek istemediğimize karar verince ibreyi diğer filmlere çevirdik. Belki de yerli bir korku filmi izleriz diyerek korku filminin konusuna göz attık. Bir suça karıştıkları için büyükşehiri bırakıp bir köye yerleşen bir ailenin bu köyde yaşadıkları paranormal olayları anlatan filmde köyden kaçmaya çalışan ama bunu bir türlü başaramayan bir aile var. Aslında konusu Amerikan filmlerini andırsa da, yerli film izleme isteğimizi köreltti diyebilirim.

Bir üçkağıtçıyı anlatan yabancı ilk filmin başrollerini Johnny Depp ve Gwyneth Paltrow paylaşıyorlar. Konusundan anladığım kadarıyla bir kitap uyarlaması neden bilmem ama bea kitapların film olmasına her zaman karşı olmuşumdur. Severek okuduğunuz bir kitabın filmini izlediğinizde sizin kafanızdaki karakterlerle filmde oynayan karakterler uyuşmadığı için kötü bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Haftanın en sanatsal filmi ise Mr. Tunner’ın gerçek hayatının anlatıldığı ve oscara aday gösterilen Bay Turner adlı film ama ne yalan söyleyeyim şu sıralar sanatsal filmlerde ilgimi çekmiyor. Vizyondaki diğer filmlerin isimleri ise şöyle sıralanıyor. “Foxcatcher Takımı,  Yedinci oğul, Timbuktu, Polis akademisi Alaturka ve içimdeki ses sanırım travesti Sanat ve ben Engin Günaydın’ın başrol oynadığı içimdeki ses filmine gideceğiz. Sizleri bekleriz. Hoşçakalın.

Kazdağlarına yolculuk

Yıllardan beri adını sıklıkla duyduğum kazdağlarına gitmeyi hayal ederim. Marmara Bölgesinde Çanakkale ile Balıkesir arasında yer alan kazdağları Ege’yi Marmara’dan ayıran bir sınır gibi dizilmiş milli bir park. Gitmeden önce hakkında kısa bir araştırma yapmak istedim. En uygun mevsim bahar ayı diye yazıyor ben de baharı beklemeye karar verdim. Öncelikle merhum sanatçı Tuncel Kurtiz’in yaşadığı Çamlıbel köyüne uğramak istiyorum. Burada bir oteli varmış ve harika zeytinyağlı yemekler ikram ediliyormuş. Köyde bulunan dükkanın adı çok ilgimi çekti. “Köyün delisi” dükkanı hediyelik eşyaları ile ünlüymüş. Dönüşte ev arkadaşım travesti Sanat için mutlaka güzel bir hediye alırım diye düşündüm. Kahvaltı saatinde orada olabilirsem, düşler vadisinde güzel bir kahvaltı da yapabilirim.

Denizle iç içe olan Yeşilyurt köyü de listeme ekleyebileceğim ikinci yer olabilir.Dünyada oksijeni en yüksek ikinci yer olarak bilinen köyde harika kahvaltılık ürünler de satılıyormuş. Peynir, tereyağ, zeytin alabilirim. Sonrasında Tahtakuşlar köyüne uğrayıp, Etnografya müzesini gezmek istiyorum. Bu müzede Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden Türk Boylarının giysileri, çadırları, halıları, özgün kültür varlıkları sergilenmektedir. Buraya gitmişken deniz ürünlerinin kurutularak sergilendiği yerleri gezmeden, el dokuması halılara göz atmadan, kilim ve yazmalardan satın almadan dönmemek gerekir.  Zeus atlarının bulunduğu ve şehirli halk tarafından rağbet gören Adatepe köyü, sit alanıymış, eski evler yeniden restore edilerek zaman içinde turizme kazandırılacakmış burayı da mutlaka görmeliyim gezilecek yerler listeme ekledim bile. 100 milyon zeytin ağacını hiçbir arada gördünüz mü? Eğer Kızılkeçili köyüne gelirsiniz bu şansı yakalarsınız ve zeytin ağaçlarının dibinde güzel bir mangal harika olur. Madem Ege’yi geziyorum su ile de birlikte olayım diyorsanız benim listeme eklediğim, Mıhlı çayında önce güzelce yüzüp, sonrasında gölet kenarında bulunan masalardan birine oturup karnınızı doyurabilirsiniz.

Kekik kokuları su sesleri eşliğinde bir yürüyüş yapmak için mutlaka Şahindere kanyonu ziyaret edilmeliymiş notumu aldım. Kanyonun yüksekli 600 metre, uzunluğu ise 27 kilometre imiş. Sanırım bu kadar uzun bir yolu bir günde tamamlamam imkansız ama denemeyi düşünüyorum. Çok ünlü merhum yazarlarımızdan Sabahattin Ali burada bulunan bir isimden çok etkilenmiş ve bu konu hakkında öykü bile yazmış. Bir efsane olarak anlatılan Hasan Boğuldu suyunun soğuk olması ile bilinen çok meşhur bir yer. Soğuğa dayanıklı olduğumu pek söyleyemem hatta travesti arkadaşım Sanat kedi gibi sıcaktan hoşlandığımı söyler, kim bilir belki bahar yerine yaz aylarına seyahat edecek olsaydım soğuğa aldırış etmeden yüzebilirdim bu sularda, ama şimdilik sadece ziyaret yazıyorum notlarıma yüzmek başka bahara kalsın.