Öne çıkarılan yazı

En çok travesti istanbul ve ankara da Şehirlere göre tıkla.

Türkiye’de travesti sayısı 3000 civarında bulunmakta fakat en çok travesti çokluk sırasına göre şöyle.

Tüm şehirlere göre trv modellerimiz aşşağıda dır istediğiniz şehire girip üyelerimizi görmek sizin elinizde

İstanbul travesti, Ankara travesti, İzmir travesti, Antalya travesti, Bursa travesti, İzmit travesti, Kocaeli travesti, Sakarya travesti, Adapazarı travesti, mersin travesti, içel travesti, Adana travesti, samsun travesti, kayseri travesti, Konya travesti, bodrum travesti, Marmaris travesti, Fethiye travesti, Gaziantep travesti, Urfa travesti, Muğla travesti, denizli travesti, Tekirdağ travesti, çorlu, çorum travesti, sivas travesti, malatya travesti, van travesti, hatay travesti, iskenderun travesti, alanya travesti, zonguldak travesti, ordu travesti, kütahya travesti, eskişehir travesti, aydın travesti, çanakkale travesti, kuşadası travesti, tokat travesti, manisa travesti, ısparta travesti, balıkesir travesti, elazığ travesti, didim travesti, istanbul anadolu yakası travesti, kahramanmaraş travesti, diyarbakır travesti, kıbrıs travesti, gibi şehirlerde travesti modeller bulunmakta bu modellerimizi görmek için sırasına göre şehirlere tıklayıp görebilirisiniz, Ayrıca yabancı ulkelerden de bazen travesti modellerimiz bulunmaktadır. zamanla eksik şehirler eklenecek olup resimleri ve videoları görmek için tıklayınız.

Şehirlere göre travestiler bu ve bunun gibi diğer sitelerimizde de bulnunmaktadırlar. Modellerimiz tamamen gerçek olup sahte profilleri sitedeki şikayet bölümüne yaza bilirsiniz.

İzinsiz görüntülere google engeli

Sosyal medya yaygınlaştığından beri insanların gizlisi saklısı kalmadı. Nihayet google en azından diğer sitelerin aksine buna çözüm bulmaya yarayacak erişim engelleri sağlıyor.

Google, son zamanlarda sıkça yaşanan ve ‘revenge porn’ denen izinsiz yayınlanmış pornografik içerikli fotoğraflara erişimi engelliyor. Peki, ‘revenge porn’ nedir? Bir kişinin, hırslandığı, kızdığı kişinin özel ve genellikle çıplak ya da cinsel içerikli fotoğraflarını, kişinin izni olmadan internette yayınlamasıdır.

Bildiğiniz üzere pek çok ünlü pornografik fotoğraflarının internette yayılması ile birlikte çeşitli magduriyetler yaşadılar. Hiç kimse kendisinden izin alınmadan özeline girilmesine müsaade etmez. Şimdilerde facebook da yayınladığımız resimlerin alınıp olur olmadık yerlere eklendiğini duyuyoruz. Benim de yakın arkadaşım olan İzmir travestilerinden bir arkadaşın da resimlerini onun iznini almadan bir siteye koymuşlar. Oysa zaten onun kendine ait kişisel bir sitesi vardı ve resimleri orada yayınlıyordu. Ben travesti İclal olarak buna düpedüz hırsızlık diyorum. Bu olaya karşı çıkmak için çeşitli sitelerde açıldı ve bu mecralarda imza kampanyaları toplandı tabi ben de bu imza kampanyalarına katılanlardanım. Erişime engellemek de tam çare olmasa da bir yerde bir çözüm olduğundan çok güzel bir uygulama olduğunu söyleyebilirim. Ama tabi son çare bunun tamamen yasaklanmasından geçiyor. Sosyal medyada yasaklara karşı olsam da özel hayatın da dokunulmaz olduğunu düşünüyorum. Google, sitelerdeki fotoğrafları ya da içeriği yetkisi olmadığı için, maalesef silemiyor. Fakat,  google kendi üstüne düşeni bu fotoğrafların bulunmasını zorlaştırarak yapmayı planlıyor. Geçtiğimiz yıl, Jennifer Lawrence ve Kate Upton gibi ünlülerin özel fotoğrafları kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından hacklenmiş ve internete yüklenmişti. Twitter ve Reddit gibi siteler de fotoğraflara erişimi engellemiş ve kendi kullanım koşullarını değiştirmişlerdi. Bu siteleri göstermiş oldukları duyarlılıktan dolayı tebrik etmek gerekir. Ama keşke her site bu kadar özen gösterebilse be kişilerin özel hayatı çarşaf gibi sergilenmese, bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapılsın lütfen, korsana hep beraber karşı çıkalım ve emek hırsızlığı da buna dahil olsun. Artık başkalarının üzerinden para kazanılmasın. Sevgilerimle kızlar, hoşcakalın.

Bisiklete bin genç kal

———–

 Bisikletle ilgili yazıma başlamadan önce sizlere LGBT ile ilgili bir parti haberi vermek istiyorum. Gerçi pek çoğunuz haberi benden önce gazetelerden takip etmişsinizdir ama ben LGBT grubunun yaptığı konuşmadan çok etkilendiğim için buradaki yazıya taşımak istedim. 23. LGBT Onur Haftası etkinlikleri çerçevesinde Kadıköy’de bir sokak partisi düzenlendi.Düzenlenen partiye oldukça yoğun bir katılım vardı. Onur Haftası grubu etkinlikten önce bir açıklama yaparak şunları söyledi; “Bizleri evlere hapsetmek isteyenlere, kendilerini hayatın olduğu gibi sokakların da sahibi sanan heteroseksüellere, yap ama evde yap kimseler görmesin diyenlere, ve daha nicesine inat buluşuyor, dans ediyor, taciz edilme, yalnız kalma korkusu olmadan, tedirgin değil güçlü hissederek eğleniyoruz!” gerçekten çok yerinde akıllıca bir açıklama olmuş trans, travesti, lezbiyen veya başka cinsiyete sahip insanların bir suçlu görülmesinden artık bıktık. Kimse unutmasın suçlular dışarıda ellerini kollarını sallayarak gezip, her gün bir kadını vahşet uygulayarak öldürürken bizlerin suçlu ilan edilmesi çok yanlış bir davranış, insanlığa en ufak bir zararı bile dokunmamış olan ben benim gibi arkadaşlarım adına bu ön yargıya dur demek istiyorum.

Her neyse sanırım yeniden bu konulara girersem içimdekileri dökmek için sayfalar dolusu yazmam gerekecek . Ben bugün sizlere bisiklete binmenin önemine değinmek istiyorum. Uluslararası bir üniversite bisiklete binen insanların diğerlerine oranla en az altı ay daha fazla yaşadıklarını ispat etmiş. Bu araştırma özellikle nüfusun büyük bir çoğunluğunun bisikleti ulaşım aracı olarak kullanan Hollanda insanı üzerinde yapıldığını söyleyebilirim.

Aslında bizim ülkemizde de bisiklet sevilen ve kullanılan bir ulaşım aracı olmasına rağmen yolların bu aracı kullanmaya müsait olmaması araç kullananların bisiklet kullananlara saygı duymaması yüzünden kimse bisiklete binerek işine veya gideceği yere gitmeye kalkmıyor. Baz ı belediyeler bisiklet yolları yaparak, bisiklete binmeyi teşvik etseler de yolların uzun olmayışı, istediğiniz yere kadar gitmemesi ve özellikle otobanlarla çevrili ülkemizde otobanlarda bisiklet yolu olmayışı maalesef bizim bisiklet kullanmaktan uzak bir hayat sürmemize neden oluyor. Şimdi oturduğum eve taşınmadan önce Antalya travestilerinden bir arkadaşla İstanbul’un küçük bir mahallesinde sürekli bisiklet kullanma şansı yakalıyor, bakkala, markete giderken bisikletimizle gitmeye çalışıyorduk. Uzun zamandır bisikletimin garajda çürümeye bırakmış olmam içime sinmese de umarım en yakın zamandan yeniden onunla gezme fırsatı bulabileceğim yollara kavuşuruz. Sağlıklı günler.

————-

 

 

Mavi ışık

  İlerleyen yaşla veya araya giren zamanla birlikte hafızanın kaybolduğu düşüncesi hepimizde sabittir. Oysa durum bizim bildiğimiz gibi değilmiş. Hafıza hiçbir yere kaybolmuyor beynimizin bir köşesinde duruyormuş. Amerikalı ve Japon bilim adamları bunu fareler üzerinde yaptıkları bir deneyle ortaya çıkarmışlar. Bilirsiniz benim özel ilgi alanım da bilimde yapılan yenilikler olduğundan elimden geldiğince bu tür yenilikleri takip ediyorum. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Riken Beyin Bilimi Enstitüsü’nden bilim adamları bir protein yardımıyla farelerin beyin hücrelerini mavi ışığa duyarlı hale getirdi.

Daha sonra mavi ışık titreşimleriyle hafıza oluşurken etkin hale gelen sinir hücrelerini harekete geçirmeyi sağladı. Bilinen adıyla amnezi yani hafız kaybı sadece belleğin beynin kullanılmayan kısmına atılması ile gerçekleşiyormuş. Bilim adamları henüz bunu insanlar üzerinde denemiş olmasalar da eminim yakın zamanda bu deneyler yapılır ve unutkanlık hastalığı tamamen tarihe karışır. İzmir travestilerinden Banu’nun annesi Alzheimer hastalığından dolayı kimseyi tanımaz hale geldi. Bazen Banu annesini ziyarete gittiğinde karşısında yabancı birini bulduğunu annesinin onu tanımamasından dolayı yaşadığı üzüntüyü bizlere anlatır. Gerçekten böyle bir durumda insan ne yapar bilmiyorum çok zor bir durum olduğu kesin. Bu hastalık her geçen gün hızla artıyor ve kırk yaşını geçenlerde belirtiler görülmeye başlıyor. Dünya bilim adamları pek çok hastalığın çaresini bulmasına rağmen yeni hastalıklar ortaya çıkıyor ve insanları bu dünyadan alıyor. Amnezinin (hafıza kaybı) biyolojik mekanizması ve tedavisine ışık tutan araştırmanın sonuçları Amerikan “Science” dergisinde yayımlandı. İsterseniz Türkçeye çevrilmiş metnini okuyabilirsiniz. Deneyde farelere önce bir anı yaşatıyor sonra hafızalarından bu anının kaybolmasını sağlıyorlar ama deneyde korkuya maruz kalan hayvanlar yeniden aynı korkuyla karşılaştıklarında hafızaları canlanıyor ve neden olduğunu bilmediklerini bir korkuyla ürperiyorlar. Mavi ışık sayesinde beyin hücrelerinin harekete geçirilmesi yöntemi yakın zamanda insanlar üzerinde uygulanmaya başlanacakmış. En azından benim de yakın çevremde olan travesti arkadaşların bazılarında bu sorun şimdiden başlamış. Henüz tam olarak amnezi yaşamasalar da aralarında dün ne yediğini unutan, arkadaşlarının ismini kısa süre içerisinde hatırlamayanlar var. Ben kendi adıma insanlık için hayırlı işlerle uğraşan bilim adamlarını tebrik ediyorum. Sağlıklı günler dilerim.

 

Seni hınzır yalancı

Erkeklerin kadınlara neden yalan söylediğini hiç merak ettiniz mi? Doğrusunu söylemek gerekirse ben çok meraklı bir insan olarak bunun cevabını da hem kendim, hem sizler için araştırdım. Yalan söylemek bizim toplumumuzda bir gelenek olmuş, daha küçük yaşlarda annemizin komşu kapısına gönderdiği yaşlarda başlıyor. Akşam müsaitseniz annemler size çaya gelmek istiyor diyen çocuğa ah canım biz akşam evde yokuz derken aslında bu akşam kimseyi görmek istemiyoruz televizyonda dizi var ailecek çekirdek çıtlatıp oturacağız demek istiyoruz. Yalanın sonu olmadığı için, kapıya gelenlere de her seferinde değişik bahaneler üretebiliyoruz. Çocuk dediğin, anne-babasının, akrabaların, komşuların, büyüklerin dediklerini tekrarlayacak, inansa da inanmasa da ona uygun davranacak, hele bir çık bakalım ailenin sözünden de doğrucu Davut’u oyna bakalım. Anne terliğini yersin kıçına.

Arkadaşlarla gezmeye gitmek için söylenen yalan hep aynıdır mesela bahane ders çalışmak olur, eğlenceye paha biçilemez. Siz de söylemediniz mi aynı yalanı, aa bunlar beyaz yalan demeyin. Bal gibi yalan ve yalanın rengi olamaz. Bindiğiniz takside şoförün fikrine katılmasanız da direksiyon adamın elinde olduğundan her söylenene doğrudur diye onay verirsiniz. Sıkıysa onaylamayın adam bir sinirlenirse maazallah karşı kaldırımı bulması an meselesi. Bizim kızlardan birinin başına gelmiş gerçek bir hikayeden alıntı yapayım. Ankara travestilerinden Banu bindiği takside adamın söylediğine karşı çıkıp olur mu ağabey sen yanlış biliyorsun demeye kalkmış soluğu karakolda almışlar. Yalan söylemek bazen iyi bir kurtarıcıdır. Azıcık hınzır yalancı olacaksın ki, kimsenin kalbini kırmadan yolunda ilerleyebilesin.

Misafirlikte önünüze konulan yemekleri beğenmemek gibi bir lüksünüz yoktur , hepsini afiyetle mideye indirmek ve her seferinde harika olmuş elerlinize sağlık demek zorundasınız yoksa yandınız. Bir daha o eve gitmek zorunda kaldığınızda size su bile veren olmaz.

Boşuna kendinizi ben dürüst erkek arıyorum diyerek kandırmayın. Adam yüzüne karşı giydiğin elbiseyi hiç beğenmediğini söylese, hatta dürüstlükte ileri giderek, saç rengin yüzüne gitmemiş, esmer kadının saçları sarıya boyanınca yollu gibi duruyor dese ne yaparsın. Alın bunu başımdan diye çıldırmak içten değil. Yalancı olmak lazım bazen siz de bile bile lades demek zorundasınız bu hınzır yalancılara çünkü gerçekler biber gibidir mutlaka yakar. Hoşcakalın.

 

Harem

Eskiden Osmanlı İmparatorluğu döneminde harem kadınlarının güzellikleri dillere destandı.  İçlerinde hiç mi çirkin kadın yoktu derseniz sanırım çirkin kadının haremin kapısından girmesine izin verilmiyordu. Üstelik harem kadınları güzelliklerini devam ettirebilmek ve padişahın gözdesi olabilmek adına kendilerine o kadar iyi bakıyorlardı ki, şimdilerde güzellik uzmanıyım diyenlerin bile o dönmede yapılan bu uygulamalar karşısında ağızları açık kalırdı.

Harem kadınları günün büyük bir kısmını hamamda keselenerek geçiriyorlardı. Kese yapmak hem ölü derilerin atılmasında hem de cildin yumuşak olmasında çok önemli bir rol oynuyordu. Bugün kaç kadın hamamda saatlerce ter dökebilir? Şahsen ben bir saatten fazla kalsam afakanlar basıyor. Sıcak ortam yüzünden bunalıyorum. Ankara travestilerinden Bade evine yaptırdığı Türk Hamamında saatlerce kaldığını söylüyor, travesti Badein zaten sürt beyazı tenini görseniz doğru söylediğini hemen anlarsınız. Harem kadınlarının ciltlerinin de beyaz olması onlara bir güzellik katıyordu ve bunun için tenlerini uzun uzun limon suyuyla ovuyorlardı. O zamanlar öyle beyazlatıcı kremler falan yok tabi, beyaz tenli kadınlar harem de diğerlerinden hemen ayrılıp göze batıyorlardı. Bu da padişah için seçilmelerine yetiyordu. Sarayın en çok bilinen kadınlarından biri de kuşkusuz Hürrem Sulta’dan sonra Safiye Sultan’dır. Safiye Sultan saçlarının yumuşacık olması için özel bir kür hazırlatıyordu. Sabunla yıkanan saçlar bildiğiniz gibi sert olur ve birbirine girer. Safiye Sultan’ın kullandığı losyonu siz de evinizde yapabilirsiniz. Bir bardak ebegümeci ve hibiscus(kerkede) 1litre suda 15 dakika kaynatılıp süzülüyor. Soğuduktan sonra yıkanan saçlar bu suyla durulanıyor. Sonuç; mis kokulu ve karışmayan saçlar.

Makyaj malzemelerinin henüz olmadığı bir dönemde kadınlar çekici olabilmek kendi malzemelerini kendileri üretiyorlardı. Elmacık kemiklerini vurgulamak için kullandıkları allığın tarifini bir yere not edin; Bir çay bardağı gül goncası ve bir çay bardağı hibiscus havanda dövülüyor. Yanak bölgesine sürüldüğünde allık görevi görüyor ve hoş bir koku yayıyor. Sıcak suyla sulandırılıp parmak uçlarıyla dudaklara sürüldüğünde kiraz rengi ruja dönüşüyor. Piyasada satılan kimyasal içeren makyaj malzemeleri yerine doğal yollarla elde edilen bu malzemeleri kullanabilir ve güzelliğinize güzellik katabilirsiniz. Harem kadınların bir diğer dikkat ettikleri husus ise yemeği fazla kaçırmadan sofradan doymadan kalkmak ve yaz aylarında bolca kiraz tüketmekti. Kiraz bağırdak sistemini çalıştırdığı ve antioksidan özelliğe sahip olduğu için korkmadan tüketebileceğiniz bir meyve, hazır market raflarında kiraz yerini almışken bol bol yemeye bakın. Belki siz de bu sayede harem kadınları yada travesti Bade kadar güzel olabilirsiniz :) ). Sağlıklı ve mutlu kalın.

Ağlamaktan korkmayın

Gözlerinizin içinden hiç ummadığınız bir anda nereden geldiğinizi bilmediğiniz su damlacıkları dökülmeye başladığında, gizlice mendille silerek bir yandan etraftan kimseler gördü mü diye telaşlanıyorsanız boş verin bunları, ağlamak utanılacak değil, övünülecek bir duygudur. Ağlamaktan korkmayın ve nerede gelirse gelsin gözyaşlarınızı içinize akıtmak yerine koy verin gitsin. En son ne zaman hıçkıra hıçkıra ağladınız ya da sessizce gözyaşlarınızın akıp gitmesine izin verdiniz? Ağlamanın faydalarını bilseydiniz bu sorunun cevabını unutacak kadar az ağlamazdınız. Minnesota’da yapılan bir araştırmaya göre, ağlamak strese bağlı olan kimyasalların vücuttan atılmasına yardımcı olur. Bu sayede de güzel bir ağlamanın ardından kişi kendini daha iyi hisseder.  Sık sık depresyona giren arkadaşlara tavsiyem, başınıza gelen kötü olayları biriktirmeyin, oturup her biri için vakti geçmeden ağlayın.

Ankara’da yaşarken aynı evde oturduğum travesti arkadaşlarımla bir gece uykumuz kaçtı ve birlikte eski anılarımızı tazeledik. Konuşmalar her zaman güzel anılarla ilgili olmayınca ve sıra yaşanan kötü olaylara geldiğinde başından geçenleri hıçkırıklarla anlatan Bade, önce ağlamamak ve güçsüz görünmemek için çok gayret sarf etti ve ben de ona ağlamanın insan sağlığına olan faydalarından bahsettim. Sanırım verdiğim bu bilgiden sonra Bade ile birlikte hepimiz yaşadığımız kötü olaylar için hıçkırıklara boğulmuştuk.  O geceyi her hatırladığımda içimde bir ağlama hissi uyanır. Geçmişinizle ne kadar çabuk yüzleşirseniz, daha iyi bir geleceğe o kadar çabuk adım atabilirsiniz. Bu sebeple eğer hislerinizle yüzleşmek ağlamanıza yol açacaksa bundan korkmayın ve ağlayın.

Vücudumuzdaki zehirli maddelerin atılmasını sağlamasının yanında, ağlamak modumuzu yükseltir ve zor durumlarla başa çıkmamıza yardımcı olur. Ayrıca göz suyu ağlama esnasında gözleri temizler ve daha iyi görmemizi sağlar. Ağlamak kalp, damar, mide, kemik ya da kaslarla ilgili rahatsızlıklara neden olabilecek hormonların vücuttan atılmasını sağlar. Bu sebeple de ağlamak bu tür rahatsızlıklara iyi gelir. Bir denizkızının gözyaşları yoktur ve bu sebeple daha çok acı çeker. Gözyaşları insanları rahatlatırken maalesef erkekler aşırı testestoran hormonuna sahip olduklarından kadınlar kadar kolay ağlayamazlar. Ama şarkıda dediği gibi erkekler ağlamaz diye bir kanun da yoktur. Erkekler hatta hayvanlar bile yeri geldiğinde ağlarlar bu olay canlıların yaratılışında vardır. Ovidius’un dediği gibi ağlamak öfkeyi siler bırakın dünyaya kızıp küsmeyi oturun bir köşeye ve bol bol ağlayın. İşin dozunu kaçırmayın başka sorun yok. Sevgiyle kalın.

 

FOMO olabilirsiniz

Nedir şimdi bu FOMO dediğinizi duyar gibi oluyorum. Aslında hepimizin çok iyi bildiği ama dünyadaki adından bihaber olduğumuz bir hastalıktan bahsediyorum. FOMO gelişmeleri kaçırma hastalığının İngilizce kısaltılmış halinden başka şey değil.

Bu hastalığa yakalanan insanlar bunu bir hastalık değil, merak olduğunu söyleseler de bilim adamları aynı görüşte değiller. Çağın vebası olarak lanse ettikleri bu hastalık kanserin bile önüne geçmiş durumda. Sanal ortamda çok fazla zaman geçiriyorsanız, sürekli olarak gönderilerinizin beğenilmesini bekliyorsanız sabahtan akşama kadar gözünüz cep telefonunuzun ekranından gelen bip sesinde ise sizde bu hastalığın pençesine düşmüşsünüz demektir.

Bu hastalığın farkına varan insanların pek çoğu bütün uğraşlarına rağmen hastalıktan kurtulmayı başaramadılar. Benim de yakın çevremde tanıdığım İstanbul travestilerinden birkaç arkadaş ciddi anlamdan bu konuyu çözmek için destek alma yoluna gittiler. Her ne kadar psikolojik destekle bir nebze olsun hastalık gerilese de tam olarak kurtulmak için kendinize içinde cep telefonu olmayan yeni uğraşlar bulmak zorundasınız. Mesela cep telefonu yani internetin olmadığı bir orman köyüne bir haftalığına tatile gidin. Evden çıkarken bilinçli olarak cep telefonunuzu yanınıza almayın. Ya da cep telefonunuzun internet paketini sıfırlayın.

Yok ben sanal ortama girmeden yapamam, ben girmediğimde arkadaşların paylaşımlarını çok merak ederim. Ayrıca gün içerisinde konum bildirmem şart, fotoğraf paylaşmak benim hobim diyorsanız sizin için artık çok kalmış olabiliriz. Hastalığınız son raddeye ulaşmış ve tek çare teknolojinni henüz yerleşmediği bir köye taşınmak.

Tıpkı kilo aldığınızda rejim yapar gibi telefon detoksu yapmanız. Sabah erken kalkıp, akşam erken yatmanız kendinize doğanın kollarına bırakmanız şart olmuş. Bu sefer de bütün dedikoduları sabit telefondan arkadaşlara soruyorsanız sizin için işler daha da kötüye gidebilir. Gelişmeleri kaçırmış olmak size hiçbir şey kaybettirmeyeceği gibi aslında hiçbir şey de kazandırmaz. Öncelikle bunun bilincine varmalıyız. Boş verin kim merde, kiminle gibi soruların cevabını öğrenmeyi de siz bu hayattan ne bekliyorsunuz ona yönelin. Kendinize bir hedef belirleyin ve ona ulaşmak için çaba sarf edin.  Bir kitapçıya gidin ve okumadığınız bütün klasikleri alın. Emin olun bu saydıklarımı yapabilirseniz hayata yeniden bir sıfır önde başlarsınız. Sevgiyle kalın.

 

Yar bana bir özgürlük

Ne zaman bir ilişkiyi bitirme noktasına gelseniz hep aynı sorunla karşılaşıyorsunuz ve artık bu bitmeyen ilişkilerden gına geldi. Nerdesin özgürlük diye çıkıp bağırmaya az kaldı.

Bazı ilişkiler vardır ki siz ne yaparsanız yapın bir türlü son bulmaz. Siz terk ettiniz kapıyı gösterdiniz ama adamın bacadan girmeye niyeti var mübarek Noel baba gibi adam onu da yaparsa şaşırmayın. Erkeklerin büyük bir kısmı saplantılıdır ve terk edilmeyi hazmedemezler, hele bir de ilişki uzun sürmüşse evlenmeden adamın karısı olmuşsunuzdur. Hayatınızın orta yerinde her an bitiverirler. Ankara travestilerinden Bade, son yaşadığı ilişkiyi bitirmek için şehir değiştirmek zorunda kalmıştı. Kızcağız Ankara’dan tasının tarağını toplayıp İstanbul’a göç etti. Hoş iyi ki de geldi bize arkadaş oldu yoksa onu tanıma şansı elde edemeyecektik, bu arada ona bu sıkıntıyı yaşayan adama da bir teşekkür edelim bari Bade’yi aramıza kattığı için.

Bade yaşadığı deneyimi bana anlattı tabi bende siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim. Zaten sizinle paylaşmadan duramıyorum. Galiba her düşündüğünü yazan, paylaşımcı bir insan oldum çıktım.

İlk dram karşı tarafın ajitasyonuyla başlar kapınıza dayanıp sensiz yaşayamıyorum nutukları atarlar. Ah onların kapıdaki kedi gibi halleri sizi de üzüyor değil mi, sonuçta kalbimiz taştan yapılmadı azıcık içimizden acaba içeri alıp, teselli etsem mi diye geçiyor aman ha dikkat aldanmayın.

Bu saplantı sevgililer bu kapıda miyavlama işe yaramayınca, duygularınızı kontrol altına almaya çalışarak sizinde kendisini çok sevdiğinize ikna etme yoluna başvururlar. Sende beni çok seviyorsun hadi itiraf et gibi. Çareler bununla da tükenmez takmış kafayı bir kere size geri dönmeyi, aşkım ömrümün sonuna kadar sana sadık kalacağım yeminleri verir. Eee madem bana sadık kalacaktın beraberken gözün niye hep dışarıdaydı neredeyse en yakın arkadaşınızla sizi aldatacaktı. Adam üçkağıt açıp, kapınızda yatmaya başlayınca ona söyleyeceğiniz son söz tatlım sen beni sevmeye devam et ama galiba ben başkasına aşık oldum olmalı, bakın o zaman nasıl da o kedi görünümlü adam bir kaplana dönüşüp, size hakaretler yağdırmaya başlıyor. Bunların hepsi aynı mı bilmem ama çoğu böyle eminim. Takmayın kafanıza da hayatın tadını çıkarın. Hoşcakalın.

Yaz planlarım

Gelin bu yaz güzel bir işe imza atalım ve hayatımıza yeni yönler çizelim. Mesela bu yaz spora başlayalım. Her sene eminim karar veriyorsunuz sonra üşengeçlikten vazgeçiyorsun. Artık kendimize verdiğimiz sözleri tutmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Hadi kızlar ve travesti arkadaşlar, şimdiden yan çizme bahaneleri üretmeye başladınız bile, ama nereye kadar kendinizi ihmal edeceksiniz. Bak yaşlılık kapını çaldığında bu günleri çok ararsın. Bu yaz şok diyetler yerine uzun süreli olarak yemek biçimini değiştirip sağlıklı yiyecekler yiyelim. Akşam evde salata çorba yapmaktan kaçarak aman bugün de dışarıda bir şeyler yiyelim yarın bakarız demeden ev yemeklerine dönüş yapmak size çok iyi gelecek hem mutfak eşyalarınız da sizi özlemişler. Öyle hazır lifli gıdalar alıp sütle karıştırıp üzerine içilen vitaminlere paydos, adam gibi yemeklerden bahsediyorum. Annemizin yaptığı sebze yemeklerinden, çorbalardan falan içelim.

Bu yöntemi deneyen Ankara travestilerinden Buse bir ayda tam dört kilo birden verip yaza fit girme hakkı kazanmış, kendisini tebrik ediyorum. İkinci olarak sırf moda diye vitrinlerde gördüğümüz her şeyi almaktan vazgeçelim. Zaten alıyoruz biz daha bir kere giymeden başkalarının üzerinde görüp, soğuyoruz kıyafetten ve paramızı çöpe atıyoruz. Şahsen ben öyle herkesin üzerinde forma olmuş bir kıyafeti giymeyi tercih etmem. Bu yaz sinema yerine tiyatrolara gidelim, operalar gelmiş İstanbul’a kalkın Operadaki hayaleti canlı canlı izlemeye gidelim. Şimdi düşündüm de hayatımda hiç opera izlememişim oysa ne büyük kayıp böylesine güzel bir sanattan kendimizi mahrum etmek.

Son olarak da ay ben bu ilişkiye çok emek verdim diye bir türlü bitiremediğimiz artık laçka olmuş ilişkimizden kurtulalım. Bize bu yaz tüm güzelliklerin yanında yeni bir aşk getirsin. Yeni heyecanlara kucak açalım. Ama yeni bir aşk bulmadan önce azıcık kendimizle baş başa kalıp, bir güzel kafa dinleyelim. Gidelim fazla kalabalık olmayan bit tatil beldesine denizin, kumun tadına varalım.  Olmadı Karadeniz turuna çıkalım doğayla baş başa uzun yürüyüşler, doğal yemekler ve tabi ki sonsuzu yeşilin içinde kaybolalım. Biz bunu çoktan hak ettik artık değişmenin ve kendimize verdiğimiz sözleri tutmanın tam zamanıdır. Sevgiyle kalın.

Sevgili olmayı biliyor musunuz?

Deli gibi sevdiğinizi söylüyorsunuz ama en ufak bir kavgada arkanızı dönüp çekip gidiyorsunuz. Üstelik kavga esnasında geçmişte yaşanmış tatsız olayları ısıtıp tekrar ortaya döküyorsunuz. Sonra da ben acaba iyi bir sevgiliyim diye dergilerde çıkan anketlere başvuruyorsunuz. Yok artık yapmayın böyle iyi sevgili olmak işi zordur. Ben size bugün yaptığınız hataları anlatayım laf aramızda ben daha dahil olmak üzere yapıyoruz bu hataları bundan sonra sevgilimizle sorun yaşamalıyım.

İlk yapılan hata en küçük tartışmada lafı ayrılmaya getirmemizle başlıyor. Birbirini çok sevdiğinden emin olduğum Adana travestilerinden bir arkadaşımla sevgilisi sırf bu yüzden ayrılmıştı. Benim güzel arkadaşım erkek arkadaşının evine taşındıktan sonra her kavgada eşyalarını toplamaya başlamış, hatta kavgalar sıklaşınca artık bavulu hiç yerleştirmemeye her zaman gitmeye hazır halde beklemeye başlamış. Adam da ne yapsın sen beni yeteri kadar sevmiyorsun gözün hep kapıda, madem sevgi yok sen dur ben gidiyorum diyerek tabiri caizse ceketini alıp çıkmış. Gidiş o gidiş, bizim kız kalakalmış salonun ortasında, şimdi ben nerede yanlış yaptım diye fal açıp duruyor.

İkinci hatamız ise erkek arkadaşımızın geçmişini çok fazla kurcalıyoruz. Onun unuttuğu eski sevgilileri olur olmadık yerlerde hatırlatıp, kıskançlık yapıyor bir de üste çıkmaya çalışıyoruz. Durmadan sinir krizi geçirme modunda asık suratla geziyoruz. Unutmayın erkekler kendilerine mutsuzluk veren kadınları ne kadar aşık olurlarsa olsunlar bir çırpıda terk ederler bu onların yaradılışında var.

Üçüncü hatamız bizi seven değer veren birini bulur bulmaz kendimizi koy vermemiz, kısacası dağıtmamız nerede o bakımlı k giyinen kadın, nerede her akşam bir eşofman bir tişört giyinmekten aciz kadın heyhat kendi elimizle erkeğimizi başkalarının kucağına atıyoruz aman dikkat.

Sevgide bencillik olmaz. Asla sürekli ben dememelisiniz artık biz demeyi öğrenmenin vakti geldi. Yoksa evde kalır sonra da kız arkadaşlarınızın dizinde ağlamak, işi fallara bırakmak zorunda kalırsınız. Çeşitli dergilerde aşk doktoru köşeleri var mutlaka onları okuyun ve iyi bir sevgili olmak için yapılması gerekenleri öğrenin. Aşk ne gurur, ne kötü huy kabul etmez. Bırakın kendinizi sevgilinizin ellerine ona kul köle olmayın ama en azından iyi bir arkadaş, iyi bir eş, iyi bir sırdaş olun. İyi huydan güzel kadından bıkılmaz. Hadi kalın sevgiyle.