Trans erkekler

Trans erkek kavramını ilk olarak ünlü oyuncu Rüzgar Alkoçlar’ın erkek olması haberiyle öğrendik. Oysa Türkiye’de 1000’in üzerinde trans erkek olduğu biliniyor. Kendilerini travesti kadınlara nazaran daha iyi saklayan bu erkekler sokakta erkek kıyafetiyle normal bir erkekten ayırt edilmediği için farkına varılması biraz zor oluyor.

Örneğin benim gençlik yıllarımda takıldığım bir disco salonuna her gün gelen ve kızlarla dans eden onlara kur yapan yakışıklı bir erkek vardı. Kızların bu erkekle çıkmak için can attığı dönemde aslında bu kişinin bir kız olduğunu öğrenmiş ve çok şaşırmıştık.

Hatta bazı kızlar bu olayı öğrendikten sonra bile o kızla ilgilenmeye devam etmiş ne olmuş kızsa o benim hayatımda gördüğüm en yakışıklı trans diyerek ilişkilerini devam ettirmişlerdi.

Tıpkı Rüzgarın hayran kitlesinin durumunu açıklamasından sonra artması gibi, trans erkeklerin çekiciliği yadsınamaz bir gerçek, Tamamen testosteronun fizyolojik etkileri sebebiyle, çoğu trans kadının aksine trans erkekler açık transseksüel kimlikleriyle yaşamayı yani görünür olup olmamayı tercih etme lüksüne sahipler. O yüzden çok az trans erkek kendini açığa vurarak öyle yıpratıcı bir hayatı gönüllü kabul ediyor. Çoğu aileyi, kendilerini korumak için gizleniyor.

Cinsiyet kimliği cinsel organda veya hormon seviyesinde değil, beyindedir. Yani siz kendini trans hisseden bir erkeği kız gibi yetiştirmek için elinizden geleni yapsanız da düşünce de bir fark yaratamazsınız. Aynı şey erkek olarak dünyaya gelmiş kız çocukları için de geçerlidir. Beyinde biten bu olayda tıp çaresizdir. Fiziksel olarak değişen bedenin ruhsal olarak farklı kalması sonucu pek çok trans genç zor durumda kalmıştır. Örneğin gögüsleri büyüyen bir kız çocuğu ruhunda erkek olduğunu hissettiği için bu durum karşısında ne yapacağını bilemez. Aynı şekilde belli bir yaş geldiğinde gögüs kılları çıkan, sesi kalınlaşan bir trans erkek kendini kadın olarak hissetmekten vazgeçemez.

İnsanların anlaması gereken trans olmanın bedenle değil ruhla ilgili olduğudur.

Kadınlar kilolarından şikayetçi

Fazla kilolarımız biz kadınların moralini bozan bir durumdur. Yemeye içmeye düşkünlüğümüz yüzünden hiç durmadan kilo almaya devam ederken spor yapmayı zamansızlık yüzünden ihmal ediyoruz.

Oysa günde 10 000 adım atarak yani sadece yürüyerek fit kalmak elimizde, her gün olmasa bile haftanın 4 günü  yürüyerek istediğimiz elbiselerin içine girebiliriz.  Üstelik bunun için pahalı spor salonlarına ihtiyacımız yok bir kaldırım kenarı bile bunu yapmamız için yeterli.

Obezite maalesef evden çıkmayan, günlük aktivite yapmayan herkesin en büyük derdi, erkeklerin çok fazla kafa yormadığı şişmanlık sorunu her zaman karşısındakine  iyi görünmek isteyen kadınların en büyük sorunu hale gelmiş durumdadır.

Bir mağazaya girip üstümüze olmayan elbiselerle boğuşurken hemen orada karar verdiğimiz az yemek yeme, diyet yapma arzumuz bir tabak tatlı karşısında çöpe atılır. Boğazımıza hakim olamayız, o zaman yiyerek kilo vermenin yollarını ararız.

Boğazına hakim olamayanların yapması gereken iş  aslında çok basit at kendini sokağa yürü hiçbir şey düşünmeden bir ay sonra nasıl da kilo verdiğine kendin bile inanamayacaksın. Adım sayar yardımıyla attığın her adımı sayabilirsin. Eğer adım sayarın yoksa dakikada kaç adım attığını hesaplayarak , örneğin dakikada 30 adım atıyorsan bir saatte 1800 adım atıyorsun demektir. Bu kadar basit bir yolla kilo vermeye hazır mısınız?

Boş verin ünlülerin milyonlar akıttığı yaşam koçlarını siz kendi kendinizin yaşam koçu olabilirsiniz. Kendini seven her kadın, ya da kadın olduğunu kabul ettiğimiz travestiler haydi sokağa marş marş, sadece yürüyerek kilo verelim ve en güzel elbiselerin içinde bir kuğu gibi süzülelim.

Her zaman güzel görünmek için öyle markalı şeylere de ihtiyacımız yok pazardan alacağımız bir jeanle bile harika görünebiliriz.

 

Arefe

Bayramdan önceki son güne arefe denir.

Arefe günü bir telaşla yataklarından kalkanlar gece yarısına kadar bir telaş içinde çalışır sırf bayram günü misafirlerine güzel yemekler sunmak için baklavalar, börekler açılır.

Ev baştan sona temizlenir neredeyse her camda bir kadın camları ovar durur. Halılar yıkanır kapı önlerinde, koltuklar silinir, dip köşe temizlik yapılır.

Sabah ezanı ile birlikte bayram namazı için yola dökülen erkekler gururla girer camilere, küçük çocuklar cami ile tanıştıkları bu bayram sabahın da  koşa koşa gelirler eve, büyüklerin ellerini öpüp harçlık ve verilen mendiller, şekerler büyükçe bir torbaya doldurulur. Sonra mahallede çalmadık kapı bırakılmaz. Herkes komşudur, birbirini tanıyan ve seven mahallelerde yaşanan bu bayramların tadına doyum olmaz.

Nerde o eski bayramlar der gibi oldunuz değil mi? Haklısınız şimdi dört duvar arasında , çalınmayan kapıların arkasında bir başına bir bayram sabahına uyananlar için başta anlattıklarım çoktan tarih oldu.

Ben en çok kimsesizler üzülürüm bayramlarda ne elini öpecek bir yakını ne de harçlık verecek bir komşusu olmayan yapayalnız insanlar. Huzurevlerinde pencerelerinden dışarı bir umut bakan anneler, babalar evlatlarının hasretiyle yanıp tutuşanlar bayram gelmiş neyime diye hayıflanırken,  bu bayram  evinizde yalnız başınıza oturacağınıza neden onları sevindirmeyelim.

Ayrıca çok da sevabı olan kimsesizleri mutlu etmek, bu bayram bizim elimizde hazırlayın şekerleri çikolataları çantanıza bir parça da insan sevgisi alın çalın yaşlılarımızın kapısını onlarla vakit geçirmek sizi biraz çocukluğuna götürecek güzel anıları canlandıracak ruhunuzda bu fırsatı kaçırmayın derim

İstanbul’dan gelen bir grup travesti arkadaşımla birlikte biz hangi huzurevine gideceğimizi bile kararlaştırdık. Oradan da bir çocuk esirgeme kurumuna gitmek istiyoruz. Bu bayramı bayram gibi kutlamak için bize katılmaz mısınız?

Dünyanın En Büyük Hayvanı

Dünyada yaşamış en büyük hayvan dinazor diye düşünebilirsiniz. Oysa yapılan araştırmalar dünyanın en büyük hayvanının sularda yaşadığını ortaya koymuştur. Bu yazıyı travesti sitesi adına sizler için araştırdım.

Okyanuslarda yaşayan bu hayvan mavi balinalardır. Yetişkin bir mavi balinanın uzunluğu kuyruk kısmından baş kısma kadar yaklaşık 23 metre ila 30,5 metre arası değişmektedir. Ağırlığı ise yaklaşık 150 tondur. Bu balinaların uzunluğu 8-10 katlı bir binanın uzunluğuna ve ağırlığı da 112 tane yetişkin erkek zürafanın ağırlığına denk gelmektedir.

Nesli tükenmek üzere olan mavi balinalar en büyük memeli hayvanlar sıralamasında da ilk sırada yer alırlar. Oysa bize sorsalar biz en büyük memelinin annelerimiz olduğunu söyleriz. Annelerimize duyduğumuz sevgi ve saygı onları bizim için dünyanın en büyükleri yapar.

Dünyanın en küçük hayvanlarının böcekler olduğunu söylersek de yanlış olur. Madagaskar’da yaşayan bir bukalemun türünün boyutları inanmayacaksınız ama tırnağımız kadar neden bu kadar küçüldükleri bilinmeyen bu hayvanlar renk değiştirme konusunda da uzmanlar oysa yine bize sorsalar en çabuk rengi insanların değiştirdiğini söylerdik.

Utandığımızda kızarıp bozaran, hastalandığında sararıp solan biz insanlar yeri geldiğinde neşeden yeşillenip, yeri geldiğinde üzüntüden kararırız.

İnsanların her durum ve şarta uyması yaradılışın bir ürünüdür. Hayvanlarda olmayan düşünce yeteneği biz insanları dünyada üstün kılarken, kendimizi dünyanın hakimi sanmamıza neden olur. Zaten dünyada yaratılmış her canlı da insan için değil midir?

Bizlere rızk olsun diye yaratılan deniz canlıları, bitkiler ve kara canlıları vardır.

İlk çağlarda avlanmayı öğrenen insan nesli toprağı ekmeyi öğrendiği güne kadar bu canlıları avlayarak hayatta kalmışlardır.

Oysa ekmek yapmayı öğrendiğimiz gün hayvanlarla beslenmekten de vazgeçmedik. Et insan için vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Bazı insanlar vejeteryan olduklarını et yemediklerini söyleseler de hayvansal gıda olan süt, peynir, tereyağdan vazgeçemezler sağlıklı yaşamak için bize verilen bütün nimetlerden yeteri kadar almamız gereklidir. Vejeteryan olduğunu söyleyen travesti bir arkadaşımla yemeğe çıktığımızda onun sadece salata yemesi bana çok garip geldi. Karnının yeteri kadar doymadığını düşündüğüm et yemeyenler her geçen gün artarken ben etsiz olmaz diyenlerdenim.

 

Renkler

 Gözümüzle baktığımda etrafımızda değişik renkler görürüz. Işığın kırılması ile oluşan bu renklere bazen bir anlam yüklemek hoşumuza giderken. Bazen bize sadece kuralları anlatırlar. Trafikte kırmızı dur demek sarı hazırlan yeşil ise geç oysa doğada yeşil özgürlük simgesidir.

Kırmızı şehvet duygularını harekete geçirir, mavi sonsuz bir dinginlik, deniz kıyısında mavi ve yeşili bir arada bulursak keyfimize diyecek olmaz. Beyaz saflığın rengidir, Siyah ise karanlığın tombul kadınların vazgeçilmezi olan siyah giysiler karamsarlığa iterken bizi mor bir şalla süsleriz elbisemizi,  siyah bazen de hüznün rengi oluverir. Üzgün olduğumuzda siyahı tercih ederken neşeli günlerimizde cıvıl cıvıl sarılar, pembeler, fuşyalar tercihimiz olur.

Eskiden insanlar renklerin dilini kullanarak şarkılar, şiirler yazmış sevdiklerine sarı çiçekler yollayıp sevdiklerine senin için sararıp soldum demişler kırmızı güller aşkın simgesi, beyaz güller saf duyguların simgesi olmuş.

Mevsimleri bile renklerle anlatır olmuşuz sarı sonbahar, yeşil ilkbahar, beyaz kış, kırmızı ise yaz mevsimi olmuş.

“İlkbahar yaz mevsim mevsim

birkaç mektup birkaç isim

unutulmaz unutulmaz”

sözleri bestecisinin ağzından dökülüvermiş.

Evlerimizi boyarken bile renklerin gizli anlamlarından yararlanırız. Kimse yatak odasını siyaha boyamazken, enerji veren renkleri seçeriz odalarımızın renkleri için şimdilerde çiçek renkleri moda oldu. Çocukluğumda ev boyamak deyince aklıma hep evimizin penceresinde renk renk açan camgöbeği çiçeğinin renklerini arardım şimdi ise begonya renkleri arıyorum.

Ruh halimizin aynası olan renkleri en iyi moda tasarımcıları kullanır. Her yıl değişen kreasyonlarında renkleri öylesine güzel uydururlar ki, iki zıt renk modacının elinde bir şah esere dönüşür.

Erkeklerin dikkatini çekmek isteyen biz kadınlar moda takibinden geri kalamayız. Ben modayı takip ederken kendime yakışanı her zaman ön planda tutarım. Oysa sokakta gördüğüm bazı kadınların sırf moda diye giydikleri şeyler onları bazen komik durumlara düşürürler.

Kadınların ve kendini kadın gibi hisseden travestilerin renklerle imtihanında doğuştan kadın olanların değil de kendini kadın hissedenlerin daha başarılı olduklarını gözlemledim. Moda tasarımcısı Nur Yerlitaş’ın Bülent Ersoy’a diktiği elbiselerin renk uyumuna hayran olmamak mümkün değil, hani yakınım olsa telefon açıp soracağım kuzum bu kadar güzel renkleri nerden buluyorsunuz. Demek ki kadınlık doğuştan değil, yürekten gelen bir duygu ve bazı kadınlara nasip olmuyor.

Beynimizin Gizemleri

beyin-noronİnsanların tehlikeli bir durumla karşılaşınca dumura uğramalarının, gaflete düşmelerinin kısacası donup kalmalarının nedenini hiç merak ettiniz mi?

Tüm bunları insana yaptıran hangi organımız acaba?
Kafatasının üst bölümünde beyinzarı ile örtülü, iki yarım yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluşan duyum ve bilinç merkezlerinin bulunduğu organ, yani beynimiz yanlış duymadınız evet beynimiz en korkak organımız, daha biz anne karnında iken gelişimini tamamlayan beyin diğer bütün organlarımıza sinirlerle hükmeder tıpkı bir şef gibi organlarımıza neyi nasıl yapmaları gerektiğini emreden beynimiz bir tehlike anında şalterleri indirir ve teslim bayrağını çeker.
Bütün organlarımızı kontrol eden beynin karşısında yıkılmadan durabilen, kan pompalama görevini üstlenen kalbe ise söz geçirmeyi başaramaz, örneğin beyin ölümü gerçekleşen insanların kalplerinin atması bu yüzdendir. Beyin erkek beyin ve dişi beyin olarak ikiye ayrılır; erkeklerin erkek beyni dişilerin ise dişi beyni olduğunu çağrıştırmasın bu size pek çok kadın erkek beynine sahipken, pek çok erkek de dişi beyine sahiptir.
Kadınların çoğunlukla hassas ve duyarlı olması erkek beyninde olmayan bazı nöronların dişi beyinde yer almasından kaynaklanır. Anlayışsız kalpsiz diye tabir edilen erkeklerin ise beyinlerinde bu nöronlardan bulunmaması “bu erkekler bizi hiç anlamıyor” dememize sebep olur. Oysa ki suç erkeklerin değil yaradılış şekillerinindir.
İnsana bütün duyguları yaşatan beyin organı iken aşk duygusunu hep kalp çizerek anlatmışızdır, çok fazla anlam yüklediğimiz kalbimiz bu durumu bilseydi kendiyle gurur duyardı derdim ama maalesef duygular sadece beyinde yaşanıyor.
Beynimiz içinden çıkamadığı sorunlar karşısında salgıladığı hormanlar sayesinde duyarsızlaşabilir. Çok büyük kazalar atlatan insanların olay anını bir film şeridi gibi başkasının agzından anlatır gibi anlatması bu yüzdendir. Ölüm anında da beynin salgıladığı serotin hormonu sayesinde hiç birşey hissetmeden göçeriz bu dünyadan, dişi beyinliler kıvrak bir zeka ve düşünme yeteneğine sahip olduklarından insan ilişkilerinde erkek beyinlilere karşı üstündür bu yüzden pek çok firma halkla ilişkiler bölümünde kadın eleman çalıştırırlar.
Her yönden anne olmaya hazırlanmış dişi beyinliler merhamet ve vicdan duygularını çok yoğun yaşarlar, avcı olamazlar mesela bir geyiği gözünü kırpmadan vurabilmek için erkek beyne sahip olmak gerekir. İlk çağlarda avlanarak yaşamlarını sürdürmeyi başarabilen insanların dişi beyinli olduğunu düşünsenize sanırım açlıktan ölen topluluklar yüzünden insanoğlu bugünleri göremezdi. Siz hiç sokakta aç kalmış bir kediyi bağrına basan erkek beyinli gördünüz mü? Gördüm diyorsanız gördüğünüz dişi beyine sahip bir erkekten başkası değildir.
Kadınlık hormonları doğuştan fazla olan erkekler çift cinsiyetli dediğimiz gayler, travesti ve erdişiler aslında dişi beyin ile yaratılmışlardır. Dişi beyin duygu yüklü iken erkek beyin mantık yüklüdür. Duygularıyla hareket kadınlarımıza ya da mantığıyla hareket eden erkeklerimize doğuştan gelen yönleri için kızmanın da bir anlamı yoktur.

Kardelen Çiçeği

KardelenBazen bir film sahnesinde görürsünüz gerçeği mendilleriniz hazırdır ağlamaya, yanlızsanız duygularınız taşar kalbinizden katılırsınız bu yazdıklarıma ya da kalabalıklar içinde görmezden gelirsiniz seçim sizin.
Mahsun Kırmızıgül’ün yazıp, oynadığı “Güneşi Gördüm” filmini izleyebildiniz mi? Köyünden koparılıp kent hayatına sürüklenen bir ailenin dramını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren filmde benim en çok etkilendiğim sahne en küçük erkek kardeşin yaşadığı cinsiyet sorunu oldu.
Küçük erkek kardeş hayatı boyunca içinde hissettiği kadınlık duygusunu şehir hayatında tanıştığı bir travesti ile ortaya çıkarmış ve hissettiği kişi olmaya karar vermişti.
Oysa ki doğu toplumlarında hoş karşılanmayan bu durum gencin bütün hayatını etkilemiş hatta onu ölüme götüren sonu hazırlamıştı. insanlar çogunlukla kabul görmeme duygusu yüzünden hissettiği kişi olmaktansa kendine biçilen rolü oynamaya mecbur bırakılırlar. Günümüz batı toplumlarında aşılan bu sorun maalesef bizim gibi ataerkil yetişmiş doğu toplumlarında gelenek ve göreneklere kurban edilir.
Avrupa’da gaylerin gidebildiği mekanlar hızla artarken pek çok yabancı ünlü cinsel seçimlerini rahatça açıklarken, hatta Hollanda gibi gelişmiş ülkelerde bu insanların evlenebilmesinin bile önü açılmışken, biz öğrendiğimiz kuralların dışına çıkamıyoruz. Aklımızın bir köşesi onlara hak verse bile fikrimizi uluorta savunamıyoruz.
Filmdeki gencin kendini bir kardelen çiçeği gibi görmesi, kardelen gibi güneşi gördüğü an ölmesi hepimizin içini burkarken duyarsız kalmaya devam edebiliyoruz. Toplum insandan önce bir değer gibi görülebilir oysa ki toplumda önemli olan bireydir. Bireyler toplumu oluşturan unsurdur. Bireylerin mutlu olduğu toplumların ömrü uzarken, bireylerin kendilerini perdelediği toplumlarda kadın- erkek eşitsizliği, cinsel sorunlar, aile içi şiddet, ensest ilişkiler alıp başını gider, tıpkı günümüzde ülkemizde yaşadığımız sorunlar gibi bireyi olduğu gibi kabul etmeyen toplumların uygar toplum olma hevesi kursaklarda kalır.

HES mi Dediniz?

Türkiye’de bir Hidro Elektrik Santral modası aldı başını gidiyor. Akarsuyu elektrik enerjisine dönüştüren bu sistemi Türkiye’nin her bölgesinde görmeniz mümkün, nerede bir dere, akarsu var hop üstüne bir HES kuruluvermiş. Çok fazla maliyet gerektirmeden kurulan bu sistemler doğaya hiçbir şey vermeden almayı amaçlamaktadır. Önceleri hiç kimsenin dikkatini çekmeyen, zararsız bir yatırım olarak görülen bu kuruluşlar kuruldukları yerleşim alanlarını hızla tüketmeye başlayınca sesler yükselmeye başladı.Bu haber travesti sitesinden yayınlanıyor.

Hergün T.V.’lerde izlediğimiz HES karşıtı gösteriler arttı, sanki birileri gökten zembille inip bu HES leri yapmış gibi bir algı oluştu. Bütün bu HES ler yapılırken, doğa katledilirken uyuyor muydun kardeşim ? Tarkan şarkı bile yapıp aylarca söyledi sen duymadın. Ne zaman ucu sana dokundu başladın feryada hayvanlarını suya götürdüğün dere kurumuş, onları otlattığın meralar kurumuş sen işin farkına vardın. Yaşadığın yere kadar gelen seni bilgilendiren insanları dinlemedin zamanında entel dantel takımı bunlar diye küçümsedin. Öyle ya köy senin mera senin onlar nereden bilecek senin için doğruyu çoğunu birşeye de benzetemedin hani; kadın, erkek, travesti, akademisyen, Bilim adamı olabilirler ama senin gibi toprak işleyen, hayvan besleyen biri değillerdi işte, sen HES demiştin zamanında onlarsa pes!
Sonunda doğrularla karşılaştığında anladın söylenenlerin doğruluğunu iş işten geçti galiba ne denir sana kardeşim pes.

En Çok Kazanan CEO O Seçildi!

En Çok Kazanan CEO O Seçildi!Sosyal medyanın en popülerler isimlerinden biri olan Facebook, sıkça geçirdiği güncellemeler ve günden güne hızla arttırdığı üye sayısıyla liderliğini korurken bu dev sosyal paylaşım platformunun kurucusu Mark Zuckerberg de gündemde yer alan en popüler isimlerden biri oldu. travesti siteleri de facebook ile beraber kuruldu ama sürekli kapatıldı , aslında travesti İclal dünyada hiç kimsenin başaramadğını yaptı ve saldırılara rağmen ve tib’e rağmen sürekli sitelerini gündemde tutmayı başardı. aslında travesti iclal de Türkiyenin en iyi ceo su seçilmeliydi tıkla travesti siteleri.Facebook’un kurucusu Zuckerberg’in, geçtiğimiz günlerde evinin yanında yer alan tüm evleri satın aldığına dair haberler yazılmış ve Zuckerberg tarafından doğrulanmıştı. ABD’de yapılan araştırmalar sonucu en çok kazanan CEO’lar arasında liderlik koltuğu ise Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’e ait. GMI şirketinin sunduğu raporlara göre ödemeler ve hisse senetleri dahil olmak üzere toplamda 2.3 milyar dolar kazanç sağlayan Zuckerberg en çok kazanan CEO listesinde ilk sırada yer alırken 1.1 milyar dolarlık bir kazançla enerji şirketi Kinder Morgan’ın CEO’su Richard Kinder listenin ikinci sırasında yer alıyor. Listenin ilk onunda yer alan diğer başarılı isimlerden bazıları ise, 143 milyon dolarla Apple CEO’su Tim Cook ve 109 milyon dolarla Salesforce CEO’su Mark Benioff. Peki siz Mark Zuckerberg’in elde etmiş olduğu bu başarı hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyoruz. Mark Zuckerberg’ın fotoğraflarına ulaşmak için tıklayın.Dünyanın en ünlü şirketlerinde çalışma imkanı için tıklayın!

‘Öz hakiki’ Bisse isyanı

‘Öz hakiki’ Bisse isyanıKefeli, “Bisse’yi bile ‘müracaat başka alanda’ diye askıya çıkardılar” dedi.HÜKÜMET, cumhuriyetin 100’üncü yılı için büyük hedefler koydu. En iddialı olanı, 2023’e kadar Türkiye’den 10 dünya markası çıkarmak. Ancak, marka yatırımı yapan ve markalaşma yolunda önemli mesafe almış markalar, fırsatçılardan korunmak için milyonlarca lira harcamak zorunda. Herhangi bir markanın adını başka bir faaliyet alanında aynen ya da aynı alanda bu markaya yakın bir kelime uydurarak tescil ettirmek zor değil. Bu sürecin en büyük mağdurları ise ‘Tanınmış Markalar’ listesindeki güçlü markalar. Bisse Tekstil Ürünleri Sanayi Ticaret Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kefeli, Bisse’nin başına gelenleri şöyle anlatıyor: 60 DAVA AÇMAK ZORUNDA KALDIK·  5 yıldır sürekli bir avukatımızı Ankara’da Türk Patent Enstitüsü’nde (TPE) Markalar Dairesi’nde görevlendirmiş durumdayız. Bugün gidin, ‘Özbisse, Akbisse, Hakiki Bisse’ diye başvurun, askıya çıkarıyorlar. İtiraz olmazsa markanızın ticari gücünden faydalanmak isteyenlere tescil ediyorlar. Böyle şey olur mu? Askı süresinde ‘Benim markama benziyor’ diye itiraz edersen, seni haklı görürlerse o talebi reddediyorlar. Bazen itiraz da etkilemiyor. Burada ciddi bir sistem zaafiyeti var.SÜREKLİ KÂBUS GÖRÜYORUZ ·  Bisse 1976’da kuruldu. Sonra marka tescili yapıldı ve 1994’te de dünyada Tanınmış Markalar statüsüne girdik. Bisse bir isim ya da soy isim de değil. ‘Birlikte, İlkemiz Sanatla Sanayiye Erişmek’ kelimelerinin baş harflerinden türettik. Her yıl markam için ortalama 1.5 milyon liralık reklam yatırımı yapıyorum. Adamın biri gidiyor, Markalar Dairesi’ne, Bisse’ye benzer bir kelimeyi hatta ‘farklı alandayım’ diye ‘Bisse’yi kendi adına tescil ettiriyor. Biz ise sürekli kabus görüyoruz. BU NASIL BİR ZULÜM·  Bugüne kadar Bisse’yi korumak için yurt içinde 60’tan fazla dava açtım. Her birinin maliyeti ortalama 2 bin TL. İtiraz parası, avukat maaşı, mahkeme süreci ki en kısası 2 yıl ve 2 yıl boyunca da adam senin markana benzer ismi kullanıyor. Kaybederse yaptırımı yok. O ‘pardon’ diyor, sen ‘kazandım’ diye seviniyorsun. Bu nasıl bir zulüm.MİSSE, ELBİSSE, BİLBİSSE·  Birileri, Bisse için de müracaat etmiş. Faaliyet alanımız dışında bir konuda. İtiraz edince, ‘bu marka tescilliymiş’ dendi ve reddedildi. ‘Elbisse’yi vermişler. İtiraz ettik, reddettiler, tekrar itiraz ettik ancak o zaman kabul ettiler. ‘Bisset’ için müracaatı bizimle aynı alanda faaliyet göstereceği halde kabul etmişler. Misse ve Sisse’yi iki itiraz sonucu iptal ettirebildik. Big Bissel, Biseli için başkalarına tescil verdiler, itirazlarımız reddedildi. Bikke, Besise, Bilbissi, Bisem, Bisset, Bisente v.s. Böyle ciddi bir konuda, ilgili kurumun bir network’ü olmalı. Sonsuza kadar böyle mahkeme peşinde mi koşacağız? Tescil denemesine ret geldiMUSTAFA Kefeli, Tanınmış Marka olarak ‘acaba Avrupa’da böyle uyanıklıklar oluyor mu’ diye merak ettiğini belirterek, “İtalya ve Almanya’da bir arkadaşıma deneme yaptırdım ve ilgili kuruluşlara Bisse ve benzer isimlerle tescil müracaatına gitti. Ne askı ne ilan. Anında; “Bisse Türkiye’de tescilli marka veremeyiz” diye ret yedi. Avrupalı bizi daha iyi koruyor. Kendi kurumumuz bizi fırsatçı, ahlaksız uyanıklara mahkum etmiş durumda.”Rakamlarla Bisse· 2007’ye kadar gömlekçiydi. 2007’den sonra giyim mağazası konseptine geçiş yaptı küçük mağazaları kapattı ve 200 metrekare altında mağaza açmama kararı aldı.  · Yurt içinde ana firmaya ait 40, franchising olarak 36 Bisse mağazası bulunuyor. 420 korner’da da Bisse ürünleri satılıyor.· Yurtdışındaki mağaza sayısı 40’ı geçti. Kuzey Irak’ta 5, Türkmenistan ve Azerbeycan’da 3, Lübnan’da 4 mağaza açtı. · Marka için 2 binden fazla insan istihdam edilmiş durumda. · Bisse A Grubu ve B Üst Grubu tüketiciye odaklanmış. Takım elbiseler 600-2 bin 800 TL, gömlekler 155-980 TL arası fiyatlarla satılıyor.‘Sercedes’i tescil eder miydiniz   BAŞINA gelenlerin sadece kendi meselesi olmadığını, Türkiye’nin tüm Tanınmış Markaları’nın önce iç pazarda büyük bir haksız rekabetle karşı karşıya olduğunu söyleyen Mustafa Kefeli, şunları anlattı: “Ekonomi Bakanımız Zafer Çağlayan’a gittim, çok üzüldü. ‘Ben 365 günün 300 günü yoldayım ki bu ülkeden dünya markaları çıksın ama içerde birileri kendi ayağımıza kurşun sıkıyorlar’ dedi. TPE Başkanına yönlendirdi. Durumu anlattım. Bisse için ‘Sizinle aynı konuyu vermedik’ dedi. Ben de ‘Sayın Başkan biri gelse ‘Sercedes’ diye bir marka tescil etmek istese eder misiniz?’ dedim. ‘Tabii ki olmaz’ dedi. ‘Ne yapalım sizin gibi 400 Tanınmış Marka var, nasıl denetleyelim’ dedi. Türkiye’nin 400 değil, 4 bin Tanınmış Markası olması için çalışmıyor muyuz? 5 yılda markamı korumak için 1.5 milyon liradan fazla harcamışım. Bu parayla 3 tane daha büyük mağaza açabilirdim.”Zaafları Başbakan’a anlattımMUSTAFA Kefeli, ‘marka tescil sisteminin zaaflarını’ Başbakan Tayyip Erdoğan’a da anlattığını belirterek şu bilgileri verdi: “‘Bana bir dosya yap gönder’ dedi. Gönderdim. Sayın Başbakanımızın 10 yıllık çabası malum. Türkiye markalar çıkaracak güce ulaştı. Bu konuda Başbakan desteğini hiç esirgemedi. Turquality projesi bile tek başına büyük katkılar sağladı. Hükümet ve bakanlar dışında bürokraside ciddi sıkıntı görüyoruz.”